Eskişehir’de geçtiğimiz günlerde görülen bir dava, kadınların korunması ve kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi açısından önemli bir gelişmeyi gündeme taşıdı. Yıllardır eski sevgilisi tarafından takip edildiğini, tehditlere maruz kaldığını ve bu baskılardan kurtulabilmek için şehir şehir taşınmak zorunda kaldığını anlatan bir kadının hukuk mücadelesinde mahkeme, sanık hakkında tutuklama talebiyle yakalama kararı çıkardı.

Aslında yaşananlara baktığımızda bir kadının hayatını ne kadar zor şartlarda sürdürmek zorunda kaldığını görüyoruz. Kilis’te başlayan süreçte, ayrılığı kabul etmediği öne sürülen eski sevgilisinden kurtulmak isteyen kadın, önce İzmir’e, ardından Balıkesir’in Ayvalık ilçesine ve son olarak Eskişehir’e taşınıyor. Ancak iddialara göre gittiği her şehirde izi bulunuyor, tehditler devam ediyor. Öyle ki Eskişehir’de kadının evine izinsiz girildiği ve ölüm tehditlerinin sürdüğü belirtiliyor.

Bir insanın kendisini güvende hissedebilmek için yaşadığı şehri, evini, düzenini geride bırakmak zorunda kalması gerçekten üzücü. Üstelik bütün bunları yapan kişinin, kadının hayatından çıkmayı kabul etmeyen eski sevgilisi olduğu iddia ediliyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Bir kadın, kendi hayatını istediği gibi yaşamak ve güvende olmak için daha kaç kez yer değiştirmek zorunda kalacak?

Eskişehir 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık hakkında tutuklama talebiyle yakalama kararı çıkarılması, bu açıdan önemli. Elbette yargılama süreci devam ediyor ve nihai kararın mahkeme tarafından verilmesini beklemek gerekiyor. Ancak bir kadının maruz kaldığını ifade ettiği tehditlerin ciddiyetle ele alınması, olası bir şiddet olayının önüne geçilebilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Kadın cinayetlerini konuşurken çoğu zaman olay gerçekleştikten sonra yaşananlara odaklanıyoruz. Oysa asıl üzerinde durmamız gereken konulardan biri, cinayetler yaşanmadan önce alınabilecek önlemler. Bir kadın defalarca tehdit ediliyorsa, takip edildiğini söylüyorsa ve kendisini güvende hissetmiyorsa bu uyarıların dikkate alınması gerekiyor. Çünkü tehditleri yalnızca sözden ibaret görüp gerekli adımları atmakta geç kalmak, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabiliyor.

Bu nedenle Eskişehir’deki davada verilen yakalama kararını önemli buluyorum. Benzer olaylarda kadınların korunmasına yönelik etkili kararların alınması, hem mağdurların kendilerini daha güvende hissetmelerine yardımcı olacak hem de şiddet uygulama ihtimali bulunan kişilere karşı hukukun caydırıcı gücünü ortaya koyacaktır. Elbette tek başına bir kararın bütün sorunları çözeceğini söyleyemeyiz. Ancak riskin ciddiye alınması ve gerekli hukuki tedbirlerin zamanında uygulanması, kadın cinayetlerinin önüne geçilmesinde hayati bir rol oynayabilir.

Bir diğer önemli konu da kadınların bu mücadelede yalnız bırakılmaması. Eskişehir Barosu Kadın Hakları Komisyonu’nun davayı takip etmesi ve mağdur kadının yanında durması da bu açıdan değerli. Şiddet ve tehdit iddialarıyla mücadele eden kadınların hukuki destek alabilmesi, yaşadıklarını anlatırken kendilerini yalnız hissetmemeleri gerekiyor. Toplumun bütün kesimlerinin bu konuda duyarlı olması da en az hukuki tedbirler kadar önemli.

Kadınların yaşadıkları yeri değiştirmek zorunda kalmadığı, evlerine girerken korkmadığı, telefonlarına gelen mesajlarla ölüm endişesi yaşamadığı bir toplumda yaşamak istiyoruz. Bunun yolu da tehditleri küçümsememekten, şiddetin işaretlerini görmezden gelmemekten ve kadınları koruyacak mekanizmaları etkili biçimde işletmekten geçiyor.

Eskişehir’de verilen bu kararın, kadınların korunmasına yönelik hassasiyetin artmasına katkı sağlamasını diliyorum. Çünkü alınan her doğru karar, zamanında uygulanan her etkili tedbir, belki de bir kadının hayatının kurtulması anlamına geliyor. Kadın cinayetlerini önlemek istiyorsak, yalnızca yaşanan acıların ardından konuşmakla yetinmemeli, o acılar yaşanmadan önce harekete geçmeliyiz.