Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’de yaşanan üç ayrı olay, alkollü araç kullanmanın ne kadar büyük bir tehlike olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bir kazada alkollü sürücünün kullandığı araç refüjü aşarak karşı şeride geçti, yangın musluğunu kırdı ve bir sitenin bahçe duvarına çarparak durabildi. Başka bir sürücünün 3,02 promil, bir diğerinin ise 2,79 promil alkollü olduğu belirlendi. Üstelik bu sürücülerden birinin ehliyetsiz olduğu ortaya çıktı.

Şimdi insan sormadan edemiyor. Bir insan, direksiyon başına geçmeden önce kendisinin ve başkalarının hayatını nasıl bu kadar kolay riske atabiliyor?

Alkollü araç kullanmak, yalnızca kişinin kendisini ilgilendiren bir tercih değil. Çünkü o direksiyonun başında alınan yanlış bir kararın bedelini hiç tanımadığınız insanlar da ödeyebilir. Karşı şeritten gelen bir sürücü, kaldırımda yürüyen bir yaya, aracın arka koltuğunda oturan bir çocuk… Hiçbirinin, bir başkasının sorumsuzluğu yüzünden hayatını kaybetme ya da ömür boyu taşıyacağı yaralarla yaşama ihtimaliyle karşı karşıya kalmaması gerekiyor.

Trafikte herkesin birbirine karşı sorumluluğu var. Direksiyon başına geçtiğimizde yalnızca kendi hayatımızdan değil, trafikteki diğer insanların güvenliğinden de sorumluyuz. Alkol ise insanın reflekslerini, dikkatini ve karar verme yeteneğini olumsuz etkiliyor. Kişi kendisini araç kullanabilecek durumda hissedebilir ama önemli olan ne hissettiği değil, gerçekte ne kadar güvenli araç kullandığı. Hele ki 2,79 ve 3,02 promil gibi yüksek ölçümlerin ortaya çıktığı olaylarda tehlikenin boyutunu anlatmaya bile gerek yok.

Bu noktada trafik ekiplerinin yaptığı denetimlerin önemi ortaya çıkıyor. Eskişehir’de polis ekiplerinin hem rutin kontrollerde hem de sivil trafik uygulamalarında alkollü sürücüleri tespit etmesi, trafik güvenliği açısından son derece önemli. Denetimler sayesinde belki de bir kazanın yaşanmasının, bir ailenin ocağına ateş düşmesinin önüne geçiliyor.

Elbette kimse yalnızca ceza yazılsın diye denetim yapılmasını istemez. Asıl amaç, insanların kurallara uyması ve kimsenin zarar görmemesi. Ancak kuralları hiçe sayan, alkollü olduğu halde direksiyon başına geçen kişiler için yaptırımların caydırıcı olması da şart. Para cezası, ehliyete el konulması ve mevzuatta öngörülen diğer yaptırımlar, trafik güvenliğini korumanın önemli araçları arasında yer alıyor.

Eskişehir’de bir sürücüye 25 bin, bir başka sürücüye 50 bin, ehliyetsiz ve alkollü araç kullanan bir kişiye ise toplam 105 bin lira idari para cezası uygulanmış. Rakamlar yüksek görünebilir. Fakat meseleye yalnızca ceza miktarı üzerinden bakmamak gerekiyor. Bir kazada kaybedilen canın, parçalanan bir ailenin ya da bir ömür boyu sürecek sağlık sorunlarının karşılığı olabilir mi?

Üstelik trafik denetimlerinin etkili olabilmesi için yalnızca belli noktalarda ve belli saatlerde yapılması da yeterli değil. Sürücüler, nerede olurlarsa olsunlar denetlenebileceklerini bilmeli. Kurallara uyma alışkanlığı, ceza korkusundan önce bir sorumluluk bilinciyle yerleşmeli. Çünkü trafik güvenliği, polis ekiplerinin tek başına sağlayabileceği bir şey değil. Hepimizin katkı sunması gerekiyor.

Alkollü araç kullanan bazı kişiler, kısa bir mesafeyi sorun yaşamadan gidebileceklerini düşünebilir. Oysa kazanın ne zaman, nerede ve hangi şartlarda yaşanacağını kimse bilemez. Bir saniyelik dikkatsizlik, yanlış bir manevra ya da geç fark edilen bir tehlike, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir.

Eskişehir’de yaşanan kazada bir aracın karşı şeride geçmesi ve bir sitenin bahçe duvarına çarparak durabilmesi, tehlikenin yalnızca trafikteki diğer araçlarla sınırlı olmadığını da gösteriyor. O sırada kaldırımda bir yaya olabilirdi. Site bahçesinde bir çocuk oynuyor olabilirdi. Sonuç çok daha ağır olabilirdi.

Bu nedenle alkollü araç kullanmanın bir eğlence sonrasında yapılan basit bir hata gibi görülmesine kesinlikle karşıyım. Bu, başkalarının hayatını da tehlikeye atan ciddi bir sorumsuzluk. Alkol aldıysanız direksiyon başına geçmeyeceksiniz. Bunun başka bir açıklaması, bahanesi ya da pazarlığı olamaz. Taksi çağırmak, toplu taşımayı kullanmak ya da aracı kullanabilecek ayık birinden yardım istemek mümkün.

Unutmayalım ki eve birkaç dakika önce ulaşmak için alınan risk, bir insanın hayatına mal olabilir. Trafikte kimsenin böyle bir bedel ödemesini istemeyiz. Ne kendi hayatımızı ne de başkasının hayatını bir anlık düşüncesizliğe teslim edelim.

Denetimler devam etsin, kurallar kararlılıkla uygulansın. Ama en önemlisi, herkes direksiyon başına geçtiğinde taşıdığı sorumluluğun farkında olsun. Çünkü trafikte mesele yalnızca bir yerden başka bir yere ulaşmak değil; sağ salim gidip sevdiklerimize kavuşabilmek.