İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Zekeriya Ülger, idrar kaçırmanın (inkontinans) yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, tanı ve tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabildiğini belirtti. Mahremiyet kaygıları nedeniyle doktora başvurmakta gecikildiğini ifade eden Ülger, doğru bilinen yanlışların sağlık süreçlerini olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
Yaşlılık ve Sosyal İzolasyon İlişkisi
İdrar kaçırma oranının ileri yaş gruplarında arttığı gözlemlense de bu durum doğal bir süreç olarak kabul edilmemelidir. 65 yaş üstü bireylerde evde yaşayanların %15'inde, hastaneye başvuranların %30-35'inde ve bakımevinde kalanların %50'sinde bu sorun görülmektedir. Kişilerin dışarı çıkarken tuvalet bulamama kaygısı yaşaması, zamanla sosyal çevreden ve günlük aktivitelerden uzaklaşarak eve kapanmalarına yol açmaktadır.
Tedavi Yöntemleri ve Sıvı Tüketiminde Yapılan Hatalar
Sorunun çözümü her zaman ameliyat gerektirmemektedir; sıvı ile kafein alımının düzenlenmesi, pelvik taban egzersizleri, kabızlığın önlenmesi ve ilaç tedavileri de etkili sonuçlar verebilmektedir. Yapılan en büyük hatalardan biri ise idrar kaçırmayı önlemek amacıyla su tüketimini kesmektir. Sıvı alımını kısıtlamak mesane hassasiyetini artırmakta, aşırı sıvı kısıtlaması ise susuzluk, böbrek fonksiyonlarında bozulma, kabızlık ve tansiyon düşüklüğü gibi sorunlara zemin hazırlamaktadır.
Gebelikte, doğum sonrasında, prostat hastalıklarında, diyabette ve nörolojik rahatsızlıklarda ortaya çıkabilen inkontinans, toplumda utanma ve mahremiyet çekinceleri nedeniyle genellikle gizlenen ve tıbbi yardım alınmayan bir sağlık problemi olarak değerlendirilmektedir.
İdrar kaçırma tedavisinde aile desteği ve yapıcı bir dil kullanımı hastanın psikolojisi açısından önem taşımaktadır. Emici ürünler doğrudan bir tedavi yöntemi olmasa da bireyin özgürce hareket etmesine katkı sunmaktadır. Doğru tanı, yaşam tarzı değişiklikleri ve kişiye özel tedavi planlaması sayesinde bireylerin yaşam kalitesi korunabilmektedir.





