Türk futbolunda yıllardır konuşulan ama bir türlü tam anlamıyla cevap bulmayan bir soru var: Futbol gerçekten sadece sahada mı kazanılıyor?
29 Eylül 2026 sabahı Türkiye, bu soruyu yeniden sormaya başladı. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu isimlerin, hakemlik sistemiyle ilgili iddialar kapsamında gözaltına alınması, Türk futbolunda yıllardır konuşulan birçok konunun yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Elbette burada herkes için geçerli olması gereken temel bir kural var: Soruşturma başka, kesinleşmiş hüküm başka. Ancak soruşturmanın kendisi bile Türk futbolunun ne kadar ciddi bir güven problemine sürüklendiğini göstermesi bakımından önemli. Benim aklıma ise doğrudan Eskişehirspor geliyor. Çünkü biz bunu geçen sezon ESES TALKS’ta defalarca konuştuk. Haftalar boyunca hakem atamalarını, kritik kararları, yaşanan tartışmaları ve Eskişehirspor’un şampiyonluk yarışında karşı karşıya kaldığı tabloyu gündeme getirdik. “Burada bir problem var” dedik. “Bu iş sadece sahadaki futboldan ibaret değil” dedik. Hakemlik sistemindeki lobilerden, bazı isimlerin görevlerinin sorgulanması gerektiğinden ve haftalar boyunca yapılan hataların Eskişehirspor’un şampiyonluk yolculuğuna etkisinden bahsettik. Bugün gelinen noktada, Türkiye'nin hakemlik sistemine ilişkin çok daha büyük bir soruşturmayla karşı karşıya olması, o günlerde sorduğumuz soruları daha da önemli hale getiriyor. Çünkü Eskişehirspor geçen sezon yalnızca bir futbol sezonu oynamadı. Bir şehrin yeniden ayağa kalkma mücadelesinin sahadaki karşılığını verdi. Yıllardır ekonomik sıkıntılarla boğuşan, küllerinden yeniden doğmaya çalışan bir kulüp vardı. Tribünleri yeniden doldu, şehir yeniden takımının etrafında kenetlendi. Her deplasmanda binlerce kilometre yol gidildi. Her maçta bir umut büyütüldü. Şampiyonluk ihtimali, Eskişehirspor taraftarının yıllardır özlediği o eski günlere dönüşün sembolü haline geldi. Ve sonra kritik haftalar geldi. Hakem kararları konuşulmaya başlandı. Bir maçta verilen karar, başka bir maçta çalınmayan düdük, bir başka maçta ofsayt vs... Haftalar ilerledikçe Eskişehirspor taraftarında ciddi bir rahatsızlık oluştu. Biz de bunu ekranlarda dile getirdik.
Şimdi dönüp bakıyorum ve şunu soruyorum: Eğer bugün hakem atamalarından klasmanlara, sınavlardan terfilere kadar birçok konuda soruşturma yürütülüyorsa, geçen sezon Eskişehirspor’un yaşadığı tartışmalar neden yeniden incelenmesin? Burada mesele Kütahyaspor’u suçlamak değil. Kütahyaspor da kendi mücadelesini verdi. Futbolda bir takımın şampiyon olması, diğerinin olmaması hayatın doğal sonucu. Eskişehirspor taraftarı da rakibinin sahada kazandığı başarıya saygı duymayı bilir. Ama bizim söylediğimiz başka bir şey. Eğer hakemlik sisteminde usulsüzlük olup olmadığı araştırılıyorsa, şampiyonluk yarışının içerisinde bulunan takımların kritik maçları da aynı titizlikle incelenmelidir. Eskişehirspor’un maçları da, Kütahyaspor’un maçları da, diğer rakiplerin maçları da... Kim avantaj sağladı, kim dezavantaj yaşadı? Hangi hakem hangi maça atandı? Atama kriterleri neydi? Hakemlerin puanları nasıl verildi? Gözlemci raporları nasıl hazırlandı? Klasman değişikliklerinde hangi ölçütler kullanıldı? Bunların cevabını futbol kamuoyu bilmek zorunda. Çünkü mesele artık “Hakem hata yaptı mı?” sorusundan çok daha büyük bir noktaya geldi. Eski hakem Ali Tuna’nın sınav sürecine ilişkin ortaya attığı iddialar da bu yüzden dikkat çekiyor. Tuna, sınavı geçtiğine emin olduğunu ancak başarısız ilan edildğini, kendisine gönderilen sınav kağıdındaki yazıların kendisine ait olmadığını gördüğünü ve bunun üzerine suç duyurusunda bulunduğunu ifade ediyor. Bunların tamamı elbette soruşturma kapsamında değerlendirilecek iddialar. Fakat iddianın kendisi bile sistemin nasıl çalıştığı konusunda çok önemli soru işaretleri oluşturuyor. Bir hakemin kaderini belirleyen sınavlarda bile şaibe iddiası varsa, futbol kamuoyunun “Acaba başka neler oldu?” diye sorması son derece doğal. Deniz Ateş Bitnel’in VAR odası ve hakemlere müdahale iddiaları da aynı şekilde araştırılmalı. Gerçekten böyle bir müdahale olmuşsa kim yaptı, hangi maçta yaptı, nasıl yaptı? Yoksa bunların hiçbir karşılığı yok mu? Bütün bunların cevabını sosyal medya değil, soruşturma ortaya çıkarmalı. Çünkü artık Türkiye'nin ihtiyacı olan şey birbirini suçlayan açıklamalar değil; belgelerin,kayıtların ve somut delillerin konuşması.
Ve tam burada Eskişehirspor'un hakkı yeniden gündeme geliyor. Ben Eskişehirspor için başkasının hakkının verilmesini istemiyorum. Kütahyaspor’un hakkının yenmesini de istemiyorum. Başka bir Anadolu kulübünün mağdur edilmesini de istemiyorum.
Çünkü Eskişehirspor’un istediği ayrıcalık değil. Eskişehirspor kendi hakkını istiyor.Geçen sezon şampiyonluk yarışında ne yaşandıysa, eğer bugün hakemlik sistemine ilişkin ciddi iddialar soruşturuluyorsa, bunun sportif sonuçlarının da incelenmesini istemek en doğal taleptir. Çünkü bir Anadolu kulübü için üç puan sadece üç puan değildir. O üç puanın arkasında tribünde bağıran çocuk vardır. Deplasman otobüsüne binen taraftar vardır. Maaşından artırıp forma alan insan vardır. Pazar günü ailesini bırakıp stada koşan baba vardır. Yıllardır Eskişehirspor’un peşinden giden binlerce insan vardır.
Bir düdük, onların umutlarını değiştirebilir. Bu yüzden İstanbul'daki büyük kulüplerin kaybettiği bir puanla Anadolu'daki bir kulübün kaybettiği bir puanın şehirde yarattığı etki aynı değildir. Eskişehirspor bunu çok iyi bilir. Bu şehir yıllardır bedel ödüyor. Ama buna rağmen vazgeçmiyor. İşte geçen sezonki şampiyonluk mücadelesi de bu yüzden çok kıymetliydi. Biz ESES TALKS’ta haftalar boyunca bazı şeyleri yüksek sesle söyledik. Belki bazıları rahatsız oldu. Belki “Yine hakem konuşuyorlar” denildi. Ama bugün Türkiye'de hakemlik sistemiyle ilgili soruşturma gündemdeyse, geçmişte söylediklerimizi unutacak değiliz. Tam tersine, şimdi daha fazla soru sormak gerekiyor. Çünkü Türk futbolunun gerçekten temizlenmesi isteniyorsa bu iş yalnızca bugünden başlatılamaz. Geçmiş de masaya yatırılmalı. Geçmiş sezonlarda hakem atamaları nasıl yapıldı? Kimler yükseldi? Kimler düştü? Kimler neden maç alamadı? Kimler neden sürekli kritik maçlara gönderildi? Bütün bunlar incelenmeli. Ve eğer bu incelemelerin sonucunda Eskişehirspor’un geçen sezon yaşadığı şampiyonluk yarışına etki eden herhangi bir usulsüzlük tespit edilirse, bunun sportif sonuçlarının ne olacağı da hukuk ve TFF kuralları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Çünkü biz Eskişehirspor olarak kimseden torpil istemiyoruz. Kimsenin önümüze geçmesini de istemiyoruz. Biz sadece yarışın gerçekten eşit şartlarda yapılmasını istiyoruz. Birileri yıllardır “Futbol sahada değil, masada kazanılır” diyorsa, artık bu cümlenin Türk futbolunun kaderi olmaktan çıkması gerekiyor.
Çünkü bizim meselemiz hiçbir zaman sadece bir şampiyonluk olmadı. Bizim meselemiz, yıllardır bu kulübün peşinden giden insanların emeği. Eskişehirspor’un yeniden ayağa kalkma mücadelesi. Ve bu mücadelenin sahada gerçekten adil şartlarda verilmesi. Geçen sezon ne olduysa bütün çıplaklığıyla ortaya çıksın. Eskişehirspor'un hakkı yendiyse ortaya çıksın. Yenmediyse o da ortaya çıksın. Kimseyi suçsuz yere hedef göstermeden, kimseye ayrıcalık tanımadan, kimsenin hakkını yemeden...
Sadece gerçek ortaya çıksın. Biz şampiyonluğu masa başında istemiyoruz. Biz, sahada kaybettiysek kaybettiğimizi bilmek istiyoruz.
Ama sahada kaybetmediysek... O zaman neden kaybettiğimizi de bilmek istiyoruz.
Eskişehirspor’un talebi bundan ibaret. Ne eksik, ne fazla.
Sadece adalet.