Eskişehirspor’da artık mazeret değil, hesap verme zamanı. Etimesgutspor karşısında son dakikada gelen beraberlik kimseyi yanıltmasın. Beykan Şimşek’in 90+5’te attığı frikik golü takıma bir puan kazandırdı ama sahadaki sorunları örtmeye yetmedi. Şampiyonluk hedefiyle yola çıkan bir takımın kendi sahasında puan kaybedip ardından teselli araması değil, neden bu duruma düştüğünü sorgulaması gerekir.

Altı haftada yalnızca bir puanlık fark!

Geçen sezon Serdar Göçerler yönetimindeki Eskişehirspor, ilk altı haftada 10 puan toplamıştı. Bu sezon ise altı maç sonunda hanede 11 puan var. Yani bütün iddialara, kadro değerlendirmelerine ve beklentilere rağmen geçen sezonun yalnızca bir puan önündeyiz. Evet, bu sezon atılan gol sayısı 17’ye yükseldi. Ancak şampiyonluk yalnızca gol sayısıyla ölçülmez. Asıl mesele, kritik maçlarda oyunu kontrol edebilmek ve puan kayıplarını en aza indirmektir.

Geçen sezon Hakan Şapçı göreve geldikten sonra takım üst üste beş galibiyet almıştı. Bugün ise aynı çıkışın kendiliğinden geleceğini beklemek yerine, sahadaki eksiklerin üzerine gitmek gerekiyor. Kadronun daha güçlü olduğu düşünülüyorsa bunun karşılığı puan tablosunda ve oyunda görülmeli.

Etimesgut maçında sorulması gereken sorular açık: Oyun planı nerede? Rakip savunmayı aşacak hücum organizasyonları neden üretilemiyor? Oyuncu değişiklikleri neden tartışma konusu oluyor? Takım sıkıştığında teknik heyet hangi çözümü devreye sokuyor? Hakan Şapcı ve ekibi bu sorulara açıklamalarla değil, sahadaki performansla cevap vermeli. Çünkü şampiyonluk hedefi, yalnızca iyi futbolcuları bir araya getirmekle gerçekleşmez.

Sahada zaman zaman görülen isteksiz görüntü de görmezden gelinemez. Elbette her maç kazanılmaz, futbolun doğasında puan kaybı vardır. Ancak mücadeleyle plansızlığı, kötü sonuçla yetersiz oyunu birbirine karıştırmamak gerekir. Taraftarın istediği her hafta farklı bir kahraman değil; ne oynadığını bilen, formasının sorumluluğunu taşıyan ve kazanmak için sahada akıl koyan bir takım.

Taraftar görevini yapıyor, sıra kimde?

Eskişehirspor için düzenlenen kombine kampanyasıyla birlikte şehirde satılan toplam kombine sayısının 9 bin 200’e ulaştı. Bu şehirde ekmek yiyen, Eskişehir’in imkânlarından yararlanan, burada kazanan herkesin şehrin ortak değerlerine karşı bir sorumluluğu yok mu? Eskişehirspor yalnızca maç günü hatırlanacak, başarı geldiğinde sahiplenilecek bir kulüp değildir. İmkânı olduğu hâlde şehrin takımına sırtını dönen, armayla arasına mesafe koyan anlayışın sorgulanması gerekir.

Kimseyi gücünün üzerinde harcama yapmaya zorlayamayız. Ancak mesele yalnızca kombine almak da değil; bu şehrin takımını sahiplenmek, zor gününde yanında durmak ve onu yeniden ayağa kaldıracak ortak iradeye katkı sunmaktır. Taraftar üzerine düşeni yapmaya çalışırken bütün yükü yine aynı insanlara bırakmak, Eskişehirspor’un büyüklüğüyle bağdaşmaz.

Fakat bir gerçek daha var: Şehirden destek bekleyenler, sahada da bu desteğin karşılığını vermek zorunda. Kombinesini alan, deplasman yoluna düşen, takımına zamanını ve parasını ayıran taraftarın karşısına isteksiz bir görüntüyle çıkamazsınız. Taraftarın sabrını bir garanti olarak göremezsiniz.

Mücahit Uluçay’ın “Sahadaki rehaveti, bu vurdumduymazlığı kabul etmiyoruz” sözleri de tam olarak bu tepkinin ifadesi. Çünkü bu arma için çekilen çilenin, gidilen kilometrelerin ve dökülen terin karşılığı yalnızca formayı giymek değildir. Bu formanın ağırlığını hissetmek, sahada sorumluluk almak ve son düdüğe kadar mücadele etmektir.

Şimdi sırada Altay deplasmanı var. Eskişehirspor taraftarı yine takımının peşinden gidecek, yine tribünde yerini almak için çaba gösterecek. Asıl mesele, sahaya çıkacak takımın bu bağlılığa nasıl karşılık vereceği. Artık puan kayıplarını telafi etmekten, oyun planını sorgulamaktan ve aynı sorunları tekrar tekrar konuşmaktan çıkıp somut bir reaksiyon gösterme zamanı.

Eskişehirspor’un hedefi şampiyonluksa kimse bulunduğu yerle yetinemez. Teknik heyet tercihlerini gözden geçirmeli, futbolcular formanın sorumluluğunu taşımalı, şehir de ortak değerine daha güçlü sahip çıkmalı.

Çünkü hiç kimse bu armadan büyük değil, futbolculara söylenecek tek cümle;

Bu şehir inandı, siz de inanın!