Biz bu filmi çok gördük. 28 Şubat’ın o dondurucu ayazından, üniversite kapılarında gözyaşı döken bacılarımızın vakur bakışlarından, coplanan kardeşlerimizin çelikten iradesinden gayet iyi biliyoruz.
Doksanlı yıllar her açıdan çetin bir imtihandı. Bir yanda Bosnalı kardeşlerimiz Avrupa’nın göbeğinde soykırıma uğrarken, diğer yanda Hocalı’da soydaşlarımız tank paletleri altında vahşice eziliyordu. Ülkemizde ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da tırmanan terör vakalarında; hain terör örgütü PKK köyleri basıyor, masum vatandaşlarımızı katlediyor, askerimize, polisimize, öğretmenimize, doktorumuza kalleşçe pusular kurup evlatlarımızı şehit ediyordu. İçeride bu yangın sürerken uygulamaya konulan 28 Şubat kararları ise, milletimizin kendi öz değerlerine karşı başlatılan acımasız bir vesayet kuşatmasıydı.
O dönem Ülkü Ocakları’nda başkanlık yapmış; "Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır" şiarıyla esir Türklerin davasını yüreğine kazımış, azatlığın hemen akabinde Hocalı’da şehit düşen soydaşlarımızın, Bosna'daki katledilen kardeşlerimizin acısıyla meydanlarda mitingler tertiplemiş komitelerin içinde görev yapmış bir ülkücü olarak söylüyorum: Dertlerini öz derdimiz bildiğimiz can gardaşlarımızdan, kardeş Azerbaycan’dan gelen son haberler yüreğimizi derinden dağlıyor. Bakü’de alınan kararlarla başörtülü genç kızlarımızın eğitim hakkının gasp edilmesi, okul kapılarından çevrilmesi ne Türk'ün kadim töresine sığar ne de İslam'ın şeriatına. Mazide canımızı yakan bu manzaralara bugün Hazar’ın öte yakasında yeniden şahit olmak kahredici.
Elbette biliyoruz; devletlerarası münasebetler diplomasiyi, uluslararası dengeleri ve "egemen devlet" prensiplerini gözetmek durumundadır. Devletlerarası temaslar, milletler ve gönüller arasındaki bağlar kadar doğrudan ve duygusal olmaz; daha ihtiyatlı ve pragmatiktir. Sayın Devlet Bahçeli’nin bu hususta Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceği ve iki ülke arasındaki stratejik kardeşlik hukukunun sarsılmaması adına sergilediği sağduyulu yaklaşım, kuşkusuz derin bir devlet aklının ve jeopolitik sorumluluğun neticesidir; Azerbaycan'ın iç meselelerine karışmamak fikrine de saygı duyarız. Buna hürmetimiz bakidir.
Lakin devlet erkanının söylemediği, bizim ise millet olarak taviz vermeyeceğimiz vicdanımız, imanımız ve töremiz vardır. Töre konuştuğunda han susar, ilahi kelamla çelişen töre susar.
Bununla birlikte siyaset ve diplomasi masada yürürken; sokaktaki vatandaşın, soydaşın ve mazlumun feryadına kulak vermek gerekir. Dün Türkiye’de başörtüsüne uzanan zihniyet ne denli sakat ve zorba ise, bugün kardeş Azerbaycan topraklarında inancından ötürü evlatlarımızın eğitim hakkına set çeken zihniyet de aynı köhnemiş reflekstir. Laiklik kisvesi arkasına sığınarak inanç ve vicdan hürriyetine kelepçe vurulması dün de yanlıştı, bugün de yanlıştır.
Akdeniz’den Hazar’a uzanan bu kutlu gönül coğrafyasında, Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği sarsılmaz bir temel üzerine kurulmuştur. Ancak bu kardeşliğin manevi ruhu; soydaşlarımızın yalnızca refahıyla değil, onların inanç ve ibadet hürriyetine gösterilen hürmetle de doğrudan bağlantılıdır.
Bakü yönetiminin aklıselimle hareket ederek bu vahim hatadan süratle döneceğine, o pırıl pırıl evlatlarımızın başları dik, inançlarıyla barışık bir şekilde sınıflarına döneceğine inanmak istiyoruz. Zira Türk’ün asıl kudreti; mazluma kol kanat germesinde, inancın, hakkın ve adaletin sarsılmaz kalesi olmasında saklıdır.
Ortak akıl, kardeşlik hukuku ve sızlayan vicdanlar galip gelecektir. İnanıyorsanız üstünsünüz ve mutlak kudret sahibi olan Allah, nice az toplulukları sabır ve inançları vesilesiyle çoklara galip kılmıştır.
Allah Türk’ü korusun ve yüceltsin