Bir tohumun toprağa düşmesiyle başlayan hikâye, sabırla, emekle ve umutla büyür. Yağmurun yağmasını bekleyen, güneşin altında alın teri döken, toprağı işleyen ve her mevsim yeniden üretime sarılan insanlar vardır. Bu hikâyenin en güçlü kahramanlarından biri de kadın çiftçilerdir. Onlar, yalnızca toprağı işleyen değil; sofralarımıza bereket, geleceğimize umut, üretimimize güç katan emekçilerdir.

Bir avuç toprakta binlerce emek

Anadolu'nun dört bir yanında kadınlar, gün doğmadan başlayan bir hayatın içinde üretmeye devam ediyor. Kimi tarlasında sebze yetiştiriyor, kimi bahçesinde meyve topluyor, kimi hayvanların bakımını üstleniyor, kimi de ürettiğini pazara taşıyarak ailesinin geçimine katkı sağlıyor. Üstelik çoğu zaman bu çalışmalar, ev işleri ve aile sorumluluklarıyla birlikte yürütülüyor. Kadın çiftçinin emeği, yalnızca tarlada harcadığı saatlerle ölçülemez. O emekte bir ailenin geleceği, bir çocuğun eğitimi, bir köyün yaşam mücadelesi ve ülkenin gıda güvencesi vardır. Toprağa ekilen her tohumda, geleceğe duyulan inanç saklıdır.

Kadın güçlenirse kırsal yaşam güçlenir

Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, yalnızca toprağın verimliliğine bağlı değildir. Üreticinin emeğinin karşılığını alması, gençlerin tarımda gelecek görebilmesi ve kırsal yaşamın ekonomik açıdan güçlenmesi de büyük önem taşır. Bu noktada kadın çiftçilerin desteklenmesi, sadece kadınlara yönelik bir dayanışma meselesi değil, ülkenin geleceğini ilgilendiren temel bir konudur. Kadınların kooperatifler aracılığıyla üretimlerini değerlendirmesi, ürünlerini doğrudan tüketiciyle buluşturması, modern tarım tekniklerine erişmesi ve karar alma süreçlerinde daha fazla yer alması, tarımsal kalkınmaya önemli katkılar sunabilir. Bunun yanında kadın çiftçilerin sosyal güvencelerinin güçlendirilmesi ve emeklerinin ekonomik değerinin korunması da göz ardı edilmemelidir.

Soframızdaki emeği unutmayalım

Bugün soframıza gelen ekmeği, sebzeyi, meyveyi ve sütü düşünelim. Her ürünün arkasında uzun bir emek zinciri bulunuyor. Bu zincirin önemli halkalarından biri olan kadın çiftçilerin katkısını çoğu zaman fark etmeden tüketiyoruz. Oysa bir pazarda gördüğümüz ürünün, bir köyde yetişen sebzenin ya da bir bahçede toplanan meyvenin ardında sabırla çalışan insanların hikâyesi var. Belki de Dünya Kadın Çiftçiler Günü'nün bize hatırlatması gereken en önemli gerçek budur: Bereket, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Onu büyüten emek, fedakârlık ve kararlılıktır. Kadın çiftçiler, bütün zorluklara rağmen üretmeye devam ederek bu bereketin en değerli taşıyıcıları arasında yer alıyor. Onların emeğine saygı duymak, yalnızca güzel sözler söylemekle sınırlı kalmamalıdır. Yerel üreticiden alışveriş yapmak, kadın kooperatiflerini desteklemek, tarımda kadınların haklarını savunmak ve emeğin karşılığının verilmesini önemsemek, bu saygının günlük hayattaki karşılığı olabilir.

Toprağın kadınları, geleceğin umudu

Bir ülkenin gücü, yalnızca şehirlerinde yükselen binalarla ya da büyüyen sanayisiyle ölçülmez. O ülkenin toprağına ne kadar sahip çıktığı, üreticisini nasıl koruduğu ve emeğe ne kadar değer verdiği de geleceğini belirler. Kadın çiftçiler, toprağın dilini bilen, mevsimlerin değişimini izleyen, bir tohumun filizlenmesindeki umudu yüreğinde taşıyan insanlardır. Onların mücadelesi, sadece bugünün sofrasını kurmak için değil, yarının üretimini ve yaşamını korumak içindir. 15 Ekim Dünya Kadın Çiftçiler Günü vesilesiyle; tarlada, bahçede, serada, hayvancılıkta ve tarımsal üretimin her alanında emek veren bütün kadınları saygıyla selamlıyorum. Dileğimiz, hiçbir kadının emeğinin görünmez olmadığı, üreten kadınların hak ettiği değeri gördüğü, toprağın bereketinin üreticinin yaşamına da yansıdığı bir gelecek…

Kadının emeğiyle yeşeren toprak, hepimizin geleceğidir.