Bugün 104 yıl önce, 2 Eylül 1922’de Eskişehir düşman işgalinden kurtuldu. Ancak bu kurtuluş, yalnızca bir şehrin işgalden çıkışı değildi. Aynı zamanda bağımsızlık iradesinin, vatan sevgisinin ve yeniden ayağa kalkma kararlılığının zaferiydi. Çünkü Eskişehir, kurtarıldığında yalnızca özgürlüğüne kavuşmuş bir şehir değildi.

Yanmıştı. Yıkılmıştı. Yaralıydı.

Fakat teslim olmamıştı.

Bir şehrin en zor günü

Eskişehir, Milli Mücadele yıllarında sahip olduğu stratejik konumu nedeniyle savaşın en önemli merkezlerinden biri oldu. Demiryollarının kavşak noktası olması ve Batı Cephesi açısından taşıdığı önem, şehri savaşın merkezlerinden biri haline getirdi. Eskişehir, Milli Mücadele'nin büyük mücadelelerine tanıklık etti. İnönü Savaşları başta olmak üzere yaşanan çatışmalar, Anadolu'nun bağımsızlık mücadelesinin kaderinde önemli rol oynadı. 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz'un ardından Türk ordusunun ilerleyişi hızlandı. 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da kazanılan büyük zaferin ardından sıra Eskişehir'e geldi.

İşgal kuvvetleri geri çekilirken şehri yakıp yıkmış, çok sayıda ev, iş yeri, han, otel, okul ve ibadethane zarar görmüş ya da tamamen yok edilmişti. Eskişehir, özgürlüğüne kavuştuğu gün ağır bir enkazın ortasındaydı. İşte Eskişehir'in hikâyesini farklı kılan da tam olarak burada başlıyor.

Çünkü bazı şehirler yeniden kurulur, bazıları yeniden doğar

Eskişehir'in hikâyesi yalnızca bir kurtuluş hikâyesi değildir.

Aynı zamanda yeniden doğuşun hikâyesidir.

Kurtuluşun ardından Eskişehir halkı, yıkılmış bir şehri yeniden ayağa kaldırmak için çalıştı. Evlerini, iş yerlerini, sokaklarını, hayatlarını yeniden kurdu. Bugün modern kimliğiyle Türkiye'nin önemli şehirlerinden biri olan Eskişehir'in geçmişinde, işte bu büyük emeğin izleri vardır. Bir asır önce harabeye dönen şehirden bugün üniversiteleriyle, sanayisiyle, kültürüyle, sanat hayatıyla, genç nüfusuyla ve yaşam kalitesiyle öne çıkan bir Eskişehir'e uzanan yol; aslında *Eskişehir insanının yeniden başlama iradesinin yoludur.* Gazi Mustafa Kemal Atatürk de 1923 yılında Eskişehir halkının Milli Mücadele sırasındaki fedakârlığını ve kahramanlığını özellikle vurgulamıştı. Eskişehirlilerin zor şartlarda gösterdiği vatanseverlik ve kararlılık, Cumhuriyet'in kuruluş sürecindeki önemli katkılardan biri olarak tarihe geçti.

2 Eylül sadece geçmişi hatırlamak değildir

Bugün 2 Eylül'ü kutlarken elbette bayraklarımızı dalgalandıracağız. Şehitlerimizi, gazilerimizi ve başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Milli Mücadele'nin bütün kahramanlarını minnetle anacağız. Ama 2 Eylül'ün bize söylediği bundan çok daha büyük bir şey var: Bir şehrin gerçek gücü yalnızca binalarında değil, insanındadır. Eskişehir'i 1922'de yeniden ayağa kaldıran ruh neyse, bugün bu şehri geleceğe taşıyacak olan ruh da odur. Çünkü şehirler yalnızca betonla, yollarla, binalarla büyümez. Şehirleri büyüten; geçmişini bilen, bugününe sahip çıkan ve geleceğini düşünen insanlardır. Bu nedenle 2 Eylül, sadece geçmişte kazanılmış bir zaferin yıl dönümü olarak görülmemeli. Aynı zamanda Eskişehir'e karşı sorumluluğumuzu hatırladığımız bir gün olmalı. Bu şehrin tarihini korumak, kültürünü yaşatmak, gençlerine sahip çıkmak, doğal ve tarihi değerlerini gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak görevidir. Çünkü bugün üzerinde özgürce yürüdüğümüz sokakların, özgürce konuştuğumuz meydanların ve geleceğe dair kurduğumuz bütün hayallerin bir bedeli vardı. O bedel, bundan 104 yıl önce ödendi.

Bir şehir, bir millet ve bitmeyen umut

Eskişehir'in kurtuluş hikâyesine baktığımızda aslında yalnızca 1922'yi görmüyoruz. Bir milletin imkânsızlıklar karşısında nasıl ayağa kalktığını görüyoruz. Bir şehrin yıkımdan nasıl yeniden doğduğunu görüyoruz. Ve en önemlisi, umudun hiçbir zaman tamamen kaybedilmediğini görüyoruz. Bugün Eskişehir'in sokaklarında dolaşırken, Odunpazarı'nın tarihi evlerinden üniversitelerin genç kampüslerine, Porsuk'un kıyısından şehrin modern caddelerine kadar her yerde bu hikâyenin izlerini görmek mümkün. Bir zamanlar işgalden kurtarılan ve harabeye çevrilen Eskişehir, bugün kendi küllerinden doğmuş güçlü bir şehir olarak ayakta duruyor. İşte bu nedenle 2 Eylül'ün anlamı yalnızca kurtuluş değildir. 2 Eylül aynı zamanda; direnmektir, yeniden başlamaktır, geçmişten güç almaktır, geleceğe inanmaktır. Ve belki de en önemlisi... Eskişehir olmaktır.

Bugün 104. yılını kutladığımız Eskişehir'in düşman işgalinden kurtuluşunda, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını, kahraman Mehmetçiklerimizi, şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Onların bize bıraktığı en büyük miras yalnızca özgür bir şehir değil; özgürlüğün kıymetini bilen bir gelecek kurma sorumluluğudur. 2 Eylül'ün kutlu olsun Eskişehir. Küllerinden doğan bu şehrin ışığı hiç sönmesin.