Kurtuluş Savaşı sonunda Türk Ulusu birbirine güvenle, inançla, sevgiyle, milli birlik ve beraberlikte ulusal egemenliğe dayalı kendisini yönetecek en iyi yönetim şekli cumhuriyeti yedi düvele rağmen kurdu. 29 Ekim 1923’te Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti devletini kurduğunu tüm dünyaya duyurdu. Cumhuriyet yönetimi Kurtuluş Savaşımızın özüne, ruhuna ve maksadına uygun ulusun özgür ve kendi egemenliğinde kendini yönetecek en ideal yönetim biçimini seçti. Cumhuriyetle yönetimi yeniliklere açık, devletin bekasını, halkın bahtiyarlığını sağlayan uygar anlayıştır. Uygar anlayışın temeli ulusun ortak aklına bağlı bütünlüktür.
Kurtuluş Savaşını müteakip Türk Ulusunun en önemli, en acil hamlesi Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmak... Cumhuriyet yönetimi Türk halkının doğa, töre ve kültür anlayışına en yatkın yönetim şekli… Cumhuriyet Türk halkının kendisini kendi benliğine özdeşik idare şeklidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti istikbal ve istiklal için Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk gençliğine emanetidir, armağanıdır. Cumhuriyet yönetimi halkının can, mal, inanç, iffet ve akıl sağlığını esas alan yönetim anlayışı olduğu unutulmamalı. Milli güvenliğimizin istiklali ve istikbali adına milli şuurda vatan sever gençlik yetiştirmeye mecburuz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti rejmi içeride her geçen gün güç kazanırken dış politikada da barışçıl hamlelerle dünya barışına büyük katkı verdi. Bu atılımla Dünya devletleri nezdinde onur ve güven kazandı. Tarih boyu Türk halkı esaret yerine ölmeyi yeğleyen bir millet olmanın gurur ve şerefiyle yaşadı. Bundan sonrada böyle yaşayacak. Türk Milleti savaşta demir yumruklu, barışta pamuk elli olmayı başarmış bir millet... Türk milleti savaşı birilerini öldürmek, sömürmek için değil barış için yapan bir millettir. Cumhuriyetin değerini ancak erdemli insanlar bilebilir.
Atatürk, Kurtuluş Savaşından başarıyla çıkmanın yolu olarak Türk Milletine: “Ya istiklal ya ölüm.” emrini vermiş. Evrensel eğitimci anlayışla da: “İnsanları mutlu edecek yegâne çarenin insanların birbirini sevmesi, sayması ile maddi ve manevi gereksinimlere değer vermenin önemini işaret etmiş. Özetle eğitimden amacın: “Barışta çok ter, savaşta az kanla zafere erişmek.” olduğunu bildirmiş. Uygarlığı yakalamak yenilikçi atılımlarla olur. Vatanı kalkındırmak için elden gelen her hamleyi yapmak her vatandaşın asli görevi... Kalkınan ülkelerin teknik gelişimleri karşısında köhne zihniyetle tutunmak ne mümkün?
Akıl, Allah’ın insana en büyük lütfu. Akıllı hareket etmek Allah’ın insana en başta gelen emri. Bağnaz ve tembel toplumlar esarete mahkumdur. Cumhuriyetle yönetim erdemliktir. Cumhuriyet, halkın algıyla değil akılla kendi kendisini idaresidir. Kolay mı savaşmak? Kolay mı, barışı sağlamak? Yeni kurulan bir devletin istikbali, istiklali için çağın gereği adli, iktisadi, askeri, siyasi, eğitim, öğretim, ilim, bilim ve kültürel alanlarda yapılanmaları olmazsa olmazların başında gelir. Bir ülke başta ticaret sahasını diğer uluslara açık tutmadıkça geri kalmışlığa mahkumdur. Halk devletine, devlet halkına güven duymalı. Bir ülkenin iktisadi zenginlik kadar kültürel zenginliğe ihtiyacı olduğu unutulmamalı.
Lafta “Ben Türk’üm” diyerek övünmekle çağdaş medeniyete ulaşılmaz. Her ferdin Türklüğü ile övündüğü kadar her ferdin ulusun ilerlemesi, kalkınması, gelişmesi, yükselmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaması esastır. Bir milletin onur ve haysiyetinin kalıcılığı ulusun bağımsızlık ve çalışkanlığıyla kaimdir. Sosyal yaşamının gelişmişliği ilim, bilim ve fen iledir. Tam bağımsızlığın etkin devası iktisadi kalkınmadır. Cumhuriyetin erdemliklerine inanmış vatanını canından aziz bilen Müslüman bir Türk: “Haram helal ne varsa ver Allah’ım, bu kulun hepsini de yer Allah’ım demez, diyemez! Vatanını, milletini, devletini, Allah’ını seven haram yemez! Haramdan kendisini korumasını bilenlere ne mutlu!
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!