Geçenlerde kendi kendime bir soru sordum: En son ne zaman bir telefon numarasını ezberlemeye çalıştım? Çocukluğumda ailemin, akrabalarımın ve birkaç arkadaşımın telefon numarasını hiç zorlanmadan hatırlardım. Şimdilerde ise kendi numaramı bile bazen düşünerek söylüyorum. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken farkında olmadan bazı alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Artık bir bilgiyi öğrenmek yerine nerede bulabileceğimizi öğreniyoruz. Peki, bu durum hafızamızı nasıl etkiliyor?

İnsan beyni oldukça ilginç bir yapıya sahip. Öğrendikçe, tekrar ettikçe ve yeni deneyimler kazandıkça sinir hücreleri arasındaki bağlantılar değişebiliyor. Bilim insanları buna nöroplastisite adını veriyor. Hafızamızı güçlendirmek için her gün saatlerce bulmaca çözmemiz gerekmiyor. Yeni bir dil öğrenmek, kitap okumak, yürüyüş yapmak, yeterli uyumak ve öğrendiklerimizi belirli aralıklarla hatırlamaya çalışmak bile bilişsel sağlığımızı destekleyebiliyor. Özellikle uykunun hafızayla ilişkisi oldukça önemli. Çünkü beynimiz, gün içerisinde öğrendiğimiz bilgilerin pekiştirilmesi için uyku sırasında da çalışmaya devam ediyor.

Bir de unutkanlığın psikolojik tarafı var. Bazen mutfağa gidiyoruz ama neden gittiğimizi unutuyoruz. Bazen yıllardır tanıdığımız bir insanın ismi dilimizin ucuna geliyor ama bir türlü söyleyemiyoruz. Böyle durumlarda hemen hafızamızın zayıfladığını düşünüyoruz. Oysa stres, yorgunluk, uykusuzluk ve dikkatin dağılması da hatırlama becerimizi etkileyebiliyor. Üstelik günümüzde dikkatimizi dağıtacak o kadar çok şey var ki! Bir kitabın iki sayfasını okumadan telefonumuza bakıyor, bir filmi izlerken başka bir ekranla ilgileniyoruz. Belki de sorun her şeyi unutmamız değil, bazı şeylere yeterince dikkat etmememizdir.

Ben hafızanın yalnızca isimleri, tarihleri veya telefon numaralarını hatırlamaktan ibaret olmadığını düşünüyorum. Hafıza aynı zamanda insanın geçmişiyle kurduğu bağdır. Çocukluğumuzun geçtiği sokakları, annemizin sesini, eski bir arkadaşımızın gülüşünü zihnimizde taşıyan şeydir. Bazen yıllardır duymadığımız bir şarkı çalar ve kendimizi hiç beklemediğimiz bir anının içerisinde buluruz. İlginç olan, dün ne yediğimizi unutabilirken yirmi yıl önce yaşadığımız küçücük bir olayı bütün ayrıntılarıyla hatırlayabilmemizdir. Çünkü hafızamız yalnızca bilgileri değil, duygularımızla bağlantılı deneyimleri de saklar.

Sonuç olarak beynimize biraz daha özen göstermemiz gerektiğine inanıyorum. Her şeyi telefonlara, bilgisayarlara ve dijital hatırlatıcılara bırakmak yerine zihnimizi de çalıştırmalıyız. Bazen bir şiir ezberlemeli, bazen yeni bir yol keşfetmeli, bazen de okuduğumuz bir kitabı kendi kendimize anlatmalıyız. Elbette yaş aldıkça bazı şeyleri unutacağız. Ancak önemli olan yalnızca ne kadarını hatırladığımız değil, zihnimizi ne kadar canlı tuttuğumuzdur. Kim bilir, belki de hafızamızı güçlendirmek için yapmamız gereken ilk şey, hayatı biraz daha dikkatli yaşamaktır.