1961’in Haziran’ında babam, at arabası ile çayırdan hayvanlarımıza ot getirmeye giderken beni de götürdü. Yaşım, henüz yedi idi. İlkokulun birinci sınıfından ikincisine geçmiştim. Köyümüz meskûn mahallinden çıktığımızda babam: “Tut bakalım atların dizginlerini. Gideceğimiz yere sağ – salim gitmemiz için atlara hükmet.” dedi. Ben, atlara hükmetmenin kolay olmayacağını düşünürken babam: “Atların dizginleri elinde. Güç sende, dengeyi bozma! Atlara adil, insaflı, merhametli davran. Yükü birine değil ikisine birlikte çektir. Araba ve atlar şu an senin sermayen, güvencen, itibarın, istikbalin. Arabanın tekerini taşa veya kasise vurmadan, virajlarda savrulmadan kendinin, benim, atların, arabanın güvenliğini sağlayarak başkasına zarar vermeden, yol asayişini ihlal etmeden varacağımız menzile gidelim.” dedi. Yol boyu ilerlerken babamın söylediklerini mütalaa ettim.
Babam okur yazar değildi ama arif, akil, izan, irfan sahibiydi. Babam otuz üçünde idi. Fiziki olarak boylu poslu, güçlü, kuvvetli, çalışkandı. O yıllar ailemiz ataerkil aile idi. Ailenin iş ve geçim yükü babam ile annemin üzerinde idi. Annem hünerli kadındı. Babamla annemin tartışmalarına, kavgalarına tanık olmadım. Otorite babam da idi. Babam harici, annem dahili hizmetleri yürütürdü. Dedem ve babaannem yaşlarına, deneyimlerine uygun işler yaparlardı. Ailemizin geliri el emeğine dayalı tarım ve hayvancılık üzerine idi. Babam tırpanla biçtiği otları arabaya yüklerken ben de atların önünde onların asayişlerini sağlamaya çalıştım. Dönüşte, araba yüklü olduğu için atları babam yönetti. Köye döndüğümüzde babam, bana 25 kuruş verdi. Bu para atlara doğru davrandığın, işini düzgün yaptığın için benim, sana teşvikim. İşlerini uygun zamanda doğru yapman her zaman yararına olur. İşini doğru, dürüst yapman karşılığında Allah’ın seni ödüllendireceğini unutma.
Allah çalışkanları, doğruları, dürüstleri, merhametlileri, adilleri ve iyi niyetlileri mükafatlandırır. Allah, insanı iyi hâllerinde mükafatlandırdığı gibi fitne, fesat, haset, gammaz, gasp, hırsızlık, yalan, iftira, haksızlık türünden tüm kötü işler nedeniyle de cezalandırır. İyinin de, kötünün de tercih kişiye kalmış. İnsan Allah’ın ya mükafatına ya da mücazatına müstahaktır.” dedi. Eskilerin: “İnsan ve hayvanlara merhametli, şefkatli olunması gerektiği hususunda mütemadiyen tembihleri olurdu. İnsanların birbirleri üzerinde hakları olduğu gibi hayvanlarında insanlar üzerinde hakları olduğu konusunda uyarırlardı. Hangi varlığa olursa olsun yararınız olmuyorsa bile kötülüğünüz dokunmasın. Yaşın kaç, gücün ne olursa olsun hiçbir varlığın yuvasını, meşru işini bozma. İlim, bilim ne kadar gelişirse gelişsin Allah’ın fizik kanunlarını, kimyasal değerlerini, biyolojik oluşumlarını aklından çıkartma. Aklını kullan hakikati gör, gerçekleri duy.” ikazında bulunurlardı.
Birileri mecazen bir zamanlar “dünya sarı öküzün sırtında duruyor” demişler. Demişler ama ilerleyen zamanda birilerinin alay konusu olmuşlar. Günümüzde de bazılarınca dünya cep telefonlarının içinde dönüyor denmesi gelecekte alay konusu olur mu, olmaz mı akla havale… Eskiler: “Hangi yolda nasıl ne zaman ne ile gidersen git yol kurallarını ihlal etme. Devletin kanununu nizamını suiistimale çalışma. Hangi görev verilirse verilsin görevini kötüye kullanma. Devletin ve Allah’ın belirlediği yoldan sapma.” derlerdi. Günümüzde aileler okumuş, bilgili bireylerden müteşekkil olmasına rağmen kaçta kaçı çocuklarına bu minvalde eğitim vermenin derdinde… Dünya kurulalı haramlarda, helallerde belli. Birileri, insanları yanıltarak helalleri haram, haramları helal addedip yeni bir dünya mı kurmaya kalkışmakta? Ne yazık ki toplumda bazı kesimler büyüğün küçüğü sevmediği, küçüğün büyüğü saymadığı, kimsenin kimseyi umursamadığı vaziyete? Küçüğünü seven, büyüğünü sayan, güçsüzün hâlini umursayanlara ne mutlu!
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!