Orman yangınları artık sadece yaz aylarının rutin bir haberi değil. Her yaz yüreğimizi yakan, binlerce hektar ormanı, sayısız canlıyı ve yılların emeğini birkaç saat içinde yok eden büyük bir tehditle karşı karşıyayız. Üstelik bu mücadeleyi yalnızca itfaiyenin, Orman Bölge Müdürlüğü'nün ya da devletin omuzlarına yüklemek de doğru değil. Çünkü yangınla mücadele, toplumun tamamının sorumluluğu.

İşte Eskişehir'in Kızılinler Mahallesi'nden gelen haber, tam da bu yüzden çok kıymetli. Aradığımız ruhun, özlediğimiz dayanışmanın ve ortak sorumluluk bilincinin en güzel örneklerinden biri...

Mahalledeki 52 traktör sahibi sırayla 24 saat nöbet tutuyor. Traktörlerinin arkasında her an kullanıma hazır su tankerleri bulunuyor. Dürbünle çevreyi gözetliyor, en küçük bir dumanı bile takip ediyor. Bir ihbar geldiğinde ise dakikalar içinde olay yerine ulaşıp itfaiye ekipleri gelene kadar alevlerin büyümesini engellemeye çalışıyorlar.

Aslında yaptıkları şey çok basit gibi görünüyor. Ama bu basit görünen fedakârlığın arkasında çok büyük bir bilinç var. Çünkü ormanın yanmasını bekleyip seyretmek yerine, "Ben ne yapabilirim?" sorusunu sormuşlar. Cevabı da birlikte üretmişler.

Son yıllarda yaşadığımız büyük orman yangınları bize bir gerçeği acı şekilde gösterdi. Yangınlarda ilk dakikalar hayatidir. O ilk müdahale bazen yüzlerce dönüm ormanı kurtarabiliyor. Kızılinler'de kurulan sistem de tam olarak bu boşluğu dolduruyor. Profesyonel ekipler gelinceye kadar zaman kazanıyor, yangının büyümesini engelliyor.

Üstelik burada sadece bir yangın nöbeti yok. Burada imece kültürü var. Komşuluk var. Birlik olma iradesi var. Kimsenin "Beni ilgilendirmez" demediği, herkesin elini taşın altına koyduğu örnek bir vatandaşlık anlayışı var.

Bugün Türkiye'nin birçok noktasında ormanlarımız büyük bir risk altında. İklim değişikliği, aşırı sıcaklar ve ihmaller bu riski her geçen gün artırıyor. Böyle bir dönemde yalnızca daha fazla araç almak ya da daha fazla personel görevlendirmek yetmez. Toplumun da bu mücadelenin bir parçası olması gerekir.

Kızılinler bunu başarmış. Kimse talimat beklememiş, kimse sorumluluğu başkasına bırakmamış. Ellerindeki imkânı en doğru şekilde kullanarak örnek olmuşlar. Belki de Türkiye'nin dört bir yanındaki kırsal mahallelerin, köylerin ve tarım bölgelerinin ilham alması gereken model tam da budur.

Ormanı korumak sadece ağaçları korumak değildir. Suyu korumaktır, toprağı korumaktır, geleceği korumaktır. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miraslardan biri yeşil bir vatandır.

Kızılinler Mahallesi'nin yaptığı iş belki manşetlere birkaç gün konu olacak. Ama asıl önemli olan, ortaya koydukları anlayışın kalıcı olmasıdır. Çünkü aradığımız ruh tam da budur. Devletin mücadelesine omuz veren, sorumluluktan kaçmayan, "Bu memleket benim" diyerek harekete geçen insanların ruhu...

Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de işte bu ortak sorumluluk bilincidir.