Yaz mevsimi artık yalnızca takvim yapraklarında kalan bir mevsim değil. Kentlerin sokaklarında, asfaltın üzerinde, evlerin duvarlarında ve nefesimizde kendisini daha fazla hissettiren bir sıcaklıkla karşı karşıyayız. Eskişehir de bu değişimden payını alıyor. Eskiden “Eskişehir’in kuru soğuğu meşhurdur” derdik; bugün ise yaz aylarında kavurucu sıcaklıkları, bunaltıcı günleri ve mevsim normallerinin üzerine çıkan sıcaklıkları daha sık konuşuyoruz. Bu tabloyu yalnızca “hava çok sıcak” diyerek geçiştirmek mümkün değil. Çünkü aşırı sıcaklar, iklim krizinin artık günlük hayatımıza kadar uzanan en görünür sonuçlarından biri. İklim krizini konuşurken çoğu zaman aklımıza buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi ya da uzak coğrafyalardaki doğal afetler geliyor. Oysa mesele artık çok daha yakınımızda. Eskişehir’de dışarı çıktığımızda yüzümüze çarpan sıcak hava, kuruyan toprak, su kaynakları üzerindeki baskı, tarımsal üretimde yaşanan zorluklar ve yeşil alanların önemi bize aynı gerçeği hatırlatıyor: İklim değişikliği geleceğin değil, bugünün meselesidir.

Peki bu noktada bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok mu?

Elbette var. Üstelik bunlardan biri günlük hayatımızın en basit alışkanlıklarından geçiyor: Geri dönüşüm. Çöpe attığımız bir plastik şişenin, kâğıdın, camın ya da metalin aslında yalnızca “çöp” olmadığını anlamamız gerekiyor. Atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması; yeni hammadde ihtiyacını, enerji kullanımını ve doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltmaya yardımcı oluyor. Bu nedenle geri dönüşüm, iklim kriziyle mücadelede tek başına bütün sorunları çözecek sihirli bir yöntem olmasa da önemli bir parçayı oluşturuyor.

Eskişehir’de bu konuda dikkat çeken çalışmalar da bulunuyor.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin Tepebaşı ilçesi Keskin Mahallesi’nde faaliyet gösteren İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Geri Kazanım Tesisi, beton, tuğla, asfalt ve seramik gibi atıkların yeniden kullanılabilir altyapı malzemelerine dönüştürülmesini sağlıyor. Bu yalnızca ekonomik bir kazanım değil. Asıl önemli olan, “kullan, tüket, at” anlayışının yerine “kullan, dönüştür, yeniden değerlendir” anlayışının yerleşmesi. Kentte geri dönüşümün günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi açısından Tepebaşı Belediyesi'nin 2026 yılında ilçenin 41 farklı noktasına geri dönüşüm kafesleri yerleştirmesi de önemli bir adım. Kâğıt, karton, plastik, cam ve metal gibi ambalaj atıklarının kaynağında ayrıştırılmasını amaçlayan sistem, geri dönüşümün yalnızca belediyelerin değil, vatandaşların da sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor. Odunpazarı'nda ise atık yağların ayrı toplanmasına yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Vatandaşların evlerinde biriktirdikleri bitkisel atık yağları mahalle muhtarlıkları ve belediyenin halk merkezlerinde bulunan toplama noktalarına bırakabilmesi, küçük gibi görünen ama çevre açısından büyük önem taşıyan uygulamalardan biri. Büyükşehir Belediyesi'nin 2026 projeleri arasında yer alan “Yeşil Adımlar Projesi-Dönüşümle Büyüyoruz” da özellikle PET şişe ve kâğıt geri dönüşümüne katılımı artırmayı ve geri dönüşüm elçileri aracılığıyla çevre bilincini güçlendirmeyi hedefliyor. Bütün bu çalışmalar bize aslında çok basit bir gerçeği gösteriyor: İklim krizinin karşısında yalnızca büyük projelere değil, küçük alışkanlıklara da ihtiyacımız var. Evimizde plastik şişeyi ayrı biriktirmek, kâğıdı çöpe atmamak, camı geri dönüşüm noktasına bırakmak, kullanmadığımız eşyaları yeniden değerlendirmek, gereksiz tüketimden kaçınmak… Bunların her biri küçük bir davranış gibi görünebilir. Fakat milyonlarca insanın aynı bilinçle hareket ettiği bir dünyada küçük davranışların etkisi büyür. Üstelik mesele sadece geri dönüşüm de değil.

Asıl hedefimiz daha az tüketmek ve daha az atık üretmek olmalı. Çünkü satın aldığımız her ürünün arkasında kullanılan su, enerji, hammadde, üretim ve ulaşım süreçleri var. Bir ürünü çöpe attığımızda yalnızca ürünün kendisini değil, onun üretimi için harcanan kaynakları da israf etmiş oluyoruz. Bugün Eskişehir'in sıcağında gölge ararken, yarının daha sıcak günlerini düşünmek zorundayız. Ağaçların, parkların ve yeşil alanların kentler için yalnızca estetik bir unsur olmadığını artık daha iyi anlamalıyız. Yeşil alanlar, kentlerin nefes alma noktalarıdır. Su kaynaklarını korumak, enerji tüketimini azaltmak, toplu taşımayı ve çevreci ulaşım yöntemlerini desteklemek, atıkları kaynağında ayırmak ve geri dönüşüme katılmak ise bu mücadelenin farklı parçalarıdır. İklim krizini bir gün içerisinde durduramayız. Ama bugün attığımız bir plastik şişeyi geri dönüşüm kutusuna atarak, yarın daha az tüketmeye karar vererek, çevremizdeki insanları bilinçlendirerek ve yaşadığımız şehre sahip çıkarak değişimin bir parçası olabiliriz. Çünkü mesele yalnızca bugün kaç derece sıcak olduğunu konuşmak değil.

Mesele, çocuklarımıza nasıl bir Eskişehir bırakacağımızı düşünmek.

Belki de artık yaz sıcaklıklarına bakarken sadece termometredeki rakamı değil, kendi sorumluluğumuzu da görmeliyiz. Daha temiz hava, daha az atık, daha fazla yeşil alan ve daha bilinçli bir tüketim kültürü…

Eskişehir'in geleceği için ihtiyacımız olan şey tam da bu.

Çünkü iklim krizine karşı kaybedecek zamanımız yok.

Bugün doğayı korumazsak, yarın gölgede bile serinleyemeyecek kadar sıcak bir dünyada yaşamak zorunda kalabiliriz.