Bir hastane koridorunda beklerken sağlığın kıymetini daha iyi anlarız. Bir yakınımızın ameliyatını beklerken, telefonun ucundan gelecek güzel bir haberi beklerken ya da doktorun “Endişe edecek bir şey yok” cümlesini duymayı umarken…
Sağlığın aslında hayatımızdaki en büyük zenginlik olduğunu fark ederiz.
Oysa sağlığı yalnızca hastalandığımız zaman hatırlamak, hepimizin yaptığı en büyük yanlışlardan biri.
“Peki, hastalanmadan önce sağlığımız için ne yapıyoruz?”
Türkiye'de her yıl 3-9 Eylül tarihleri Halk Sağlığı Haftası olarak kutlanıyor. Haftanın temel amacı, halk sağlığının ve koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini anlatmak, hastalıklar ortaya çıkmadan önce alınabilecek önlemler konusunda toplumsal farkındalığı artırmak. Aslında mesele çok basit. Tedavi etmekten önce korumayı öğrenmemiz gerekiyor.
Sağlık sadece hastane değildir
Sağlık denildiğinde aklımıza hemen hastaneler, doktorlar, ilaçlar ve tedaviler geliyor. Oysa halk sağlığı bundan çok daha büyük bir kavram. Temiz hava, temiz su, sağlıklı gıda, aşılar, kanser taramaları, anne ve çocuk sağlığı, ruh sağlığı, düzenli hareket, sağlıklı beslenme, tütün ürünlerinden uzak durmak, bütün bunlar halk sağlığının bir parçası. Yani sağlık, hastane kapısından içeri girdiğimizde başlayan bir hizmet değil. Evimizde, soframızda, iş yerimizde, okulda, sokakta ve yaşadığımız şehirde başlıyor.
Eskişehir'i sadece öğrenci kenti, sanayi kenti ya da kültür kenti olarak düşünmemeliyiz. Eskişehir aynı zamanda insanlarının sağlıklı ve kaliteli yaşayabildiği bir kent olmak zorunda. Bunun yolu yalnızca daha büyük hastanelerden geçmiyor. Daha fazla yeşil alan, daha güvenli yürüyüş ve bisiklet yolları, çocukların spor yapabileceği alanlar, yaşlılarımızın sosyal hayata katılabileceği imkanlar, sağlıklı gıdaya erişim, temiz çevre, güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri ve vatandaşın sağlık konusunda doğru bilgiye kolayca ulaşabilmesi. Bunların tamamı bir kentin sağlık göstergesidir. Çünkü sağlıklı şehir, sadece hastanesi güçlü olan şehir değildir. İnsanı hastaneye daha az ihtiyaç duyacak şekilde yaşatabilen şehirdir.
Aile hekimliğinin kıymetini biliyor muyuz?
Halk sağlığının en önemli ayaklarından biri koruyucu sağlık hizmetleri. Bu noktada aile hekimlerimizin rolü büyük. Aile hekimi yalnızca hastalandığımızda reçete yazacak kişi değildir. Sağlık Bakanlığı da aile hekimliğinin kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı, tedavi ve danışmanlık hizmetlerinde önemli bir görev üstlendiğini vurguluyor. Tansiyonumuzu ne zaman ölçtürdük? Kan şekerimizi kontrol ettirdik mi? Yaşımıza uygun taramalarımızı yaptırıyor muyuz? Kilo ve beslenmemize dikkat ediyor muyuz? Hareketsiz bir yaşam sürüyor muyuz? Sigara kullanıyorsak bırakmak için destek aldık mı? Bunların hiçbirinin cevabı “Hastalanınca bakarız” olmamalı. Çünkü erken önlem, en ucuz ve en etkili sağlık hizmetidir.
Bir de görünmeyen kahramanlar var
Halk sağlığından söz ederken sağlık çalışanlarını da unutmamak gerekiyor. Hekimler, hemşireler, ebeler, aile hekimleri, sağlık teknisyenleri, 112 ekipleri, laboratuvar çalışanları ve toplum sağlığı için sahada görev yapan binlerce insan. Onlar çoğu zaman biz hastalanmadan önce bizim için çalışıyor. Bir aşı programının arkasında, bir tarama çalışmasının içinde, bir okulun sağlık eğitiminde, bir mahallede yapılan bilgilendirmede, bir bebeğin takibinde, bir annenin sağlık danışmanlığında onların emeği var. Bu nedenle Halk Sağlığı Haftası, aynı zamanda sağlık çalışanlarının görünmeyen emeğini hatırlama haftasıdır.
Bugün kendimize bir soru soralım
Halk Sağlığı Haftası'nı yalnızca takvimdeki bir hafta olarak görmeyelim. Bugün kendimize şu soruyu soralım: “Ben kendi sağlığımı korumak için ne yapıyorum?” Cevabımız yoksa, belki de değiştirmenin tam zamanıdır. Çünkü sağlık kaybedildiğinde geri kazanılması zor olan bir değer. Hiçbirimiz sağlığımızı kaybettiğimizde, “Keşke daha önce dikkat etseydim” demek istemeyiz. Eskişehir'in daha sağlıklı bir şehir olması için sadece sağlık çalışanlarına değil, hepimize görev düşüyor. 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası vesilesiyle dileğim şu: Hastanelerimizin kapıları her zaman açık olsun ama mümkün olduğunca daha az insan o kapılardan hastalık nedeniyle girmek zorunda kalsın. Daha çok yürüyen, daha sağlıklı beslenen, daha bilinçli yaşayan, daha temiz bir çevrede nefes alan, ruh sağlığını da beden sağlığı kadar önemseyen bir Eskişehir… Sağlığın kıymetini, onu kaybetmeden bilen bir toplum. Çünkü sağlık, hastanede aradığımız değil; hayatın içinde koruduğumuz en büyük değerimizdir.