19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü… İnsanlığın ortak vicdanına seslenen, dünyanın neresinde olursa olsun yardıma ihtiyaç duyan insanların yanında olmayı hatırlatan önemli bir gün.

Aslında bugün bize çok temel bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: İnsani yardım bir lütuf değildir. Bir insanın barınma, beslenme, temiz suya ulaşma ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı vardır. Bu hakların savaş, işgal, ambargo ya da siyasi hesapların gölgesinde bırakılması kabul edilemez.

Bugün bu gerçeği en acı şekilde Gazze’de görüyoruz. Çocukların gıdaya, hastaların ilaca, yaralıların tedaviye, insanların temiz suya ulaşmakta zorlandığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Dünyanın gözleri önünde yaşanan bu insanlık dramı, artık yalnızca bölgesel bir mesele olarak görülemez. Çünkü konu insan hayatı olduğunda sınırlar, milletler ve coğrafyalar anlamını yitirir.

Bir çocuğun açlığı Filistin'de de olsa, Afrika'da da olsa, dünyanın başka bir köşesinde de olsa aynıdır. Bir annenin evladını koruma çabası dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın aynıdır. Bir hastanın ilaca ulaşamaması, hangi ülkenin vatandaşı olduğuna bakılarak değerlendirilemez. İşte insani yardımın anlamı tam da burada ortaya çıkıyor.

Bu nedenle 19 Ağustos'un sadece takvimde yer alan bir gün olarak kalmaması gerekiyor. Bugün, insanlığın vicdanını yeniden hatırlama günü olmalı. Filistin'e Destek Platformu'nun da aralarında bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının “İnsanlığın Sesi” çağrısı da bu açıdan oldukça kıymetli. 5 kıtada ve 17'den fazla ülkede aynı anda yükseltilecek bu ses, aslında dünyanın ortak vicdanına yapılan bir çağrı.

Mesaj son derece açık: İnsani yardımın önü açılmalı. İnsanların temel ihtiyaçları pazarlık konusu yapılmamalı. Savaşların ve siyasi hesapların bedelini çocuklar, kadınlar ve siviller ödememeli.

Uluslararası toplum, insani yardım koridorlarının güvenli ve kesintisiz şekilde işletilmesi için daha güçlü adımlar atmalı.

Çünkü bugün Gazze'de yaşananlar karşısında sessiz kalmak, yalnızca bir coğrafyaya sırt çevirmek değildir. İnsanlığın ortak değerlerine karşı da sessiz kalmaktır.

Türkiye'nin ve Türk sivil toplum kuruluşlarının insani yardım konusunda yıllardır ortaya koyduğu çaba da bu noktada ayrı bir önem taşıyor. Dünyanın farklı bölgelerinde savaş, afet ve yoksulluk nedeniyle mağdur olan insanlara el uzatılması, bize medeniyetimizin en güçlü taraflarından birini gösteriyor.

Yardım etmek sadece elindekini paylaşmak değildir. Yardım etmek, karşındaki insanın acısını kendi acın gibi görebilmektir. Bugün belki de en fazla ihtiyacımız olan şey de budur: İnsanlığın ortak vicdanını kaybetmemek. 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü vesilesiyle bir kez daha söylemek gerekiyor:

İnsani yardım bir lütuf değil, haktır. Çocukların aç bırakılmadığı, hastaların ilaçsız bırakılmadığı, insanların susuz bırakılmadığı bir dünya mümkün. Yeter ki insanlık, vicdanını kaybetmesin. Yeter ki dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın hayatının, siyasi hesaplardan daha değerli olduğunu hatırlayalım. Çünkü gerçek anlamda insanlığın sesi, ancak başkasının acısını duyabildiğimiz zaman yükselebilir.