Teknolojinin baş döndürücü bir hızla geliştiği, insanların aynı anda dünyanın öbür ucuyla konuşabildiği ama yanı başındaki komşusunun kapısını çalmayı unuttuğu bir çağda yaşıyoruz. Kalabalıklar içinde yalnızlaşırken, ekranlara dokunuyor ama gönüllere dokunmakta her geçen gün biraz daha zorlanıyoruz. İşte tam da bu yüzden 30 Temmuz Uluslararası Dostluk Günü, sadece takvimde yer alan sıradan bir gün değil; insan olmanın en temel değerlerinden birini yeniden hatırlama günüdür.
Dostluk; aynı sofrayı paylaşmak, zor zamanda omuz vermek, sevinci çoğaltırken acıyı bölüşebilmektir. Bir insanın hayatına dokunabilmek, bazen söylenen en uzun cümlelerden değil, sessizce uzatılan bir elden geçer. Çünkü gerçek dostluk, çıkarın değil samimiyetin üzerine kurulur.
Birleşmiş Milletler'in bu özel günü ilan ederken vermek istediği mesaj da tam olarak budur. Farklı kültürlerden, farklı inançlardan ve farklı coğrafyalardan insanların ortak paydasının dostluk olduğunu hatırlatmak… Çünkü barış, önce insanlar arasında kurulan sağlam bağlarla başlar. Toplumları ayakta tutan sadece ekonomik güç ya da teknolojik gelişmeler değil, güven, dayanışma ve dostluk kültürüdür.
Bu noktada Eskişehir'in ülkemiz için taşıdığı anlamı yeniden düşünmek gerekiyor.
Eskişehir, sadece modern caddeleriyle, parklarıyla, üniversiteleriyle ya da kültür sanat etkinlikleriyle öne çıkan bir şehir değildir. Aynı zamanda farklı şehirlerden, farklı yaşam tarzlarından ve farklı düşüncelerden insanların yıllardır huzur içinde bir arada yaşayabildiği örnek bir kenttir. Bu şehirde komşuluk hâlâ kıymetlidir. Esnaf müşterisini ismiyle tanır, mahallede selamlaşmak sıradan bir nezaket değil, yaşam kültürünün bir parçasıdır.
Porsuk Çayı'nın kıyısında yürüyen gençlerin kahkahaları, Odunpazarı'nın tarihi sokaklarında karşılıklı edilen selamlar, Sazova Parkı'nda aynı bankı paylaşan insanların sohbetleri bize şunu gösteriyor: Şehirleri güzel yapan sadece taş binalar değil, insanlar arasında kurulan gönül köprüleridir.
Bugün dünyanın en büyük sorunlarının temelinde ötekileştirme, kutuplaşma ve tahammülsüzlük yatıyor. İnsanlar birbirini dinlemek yerine yargılıyor, anlamaya çalışmak yerine uzaklaşıyor. Oysa dostluk; farklılıkları tehdit olarak değil, zenginlik olarak görebilmektir.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: En son ne zaman yıllardır aramadığımız bir dostumuzu aradık? En son ne zaman yaşlı bir komşumuzun kapısını çaldık? En son ne zaman kırgın olduğumuz biriyle konuşmak için ilk adımı attık?
Çünkü dostluk, büyük organizasyonlarla değil, küçük ama samimi davranışlarla büyür. Bir fincan çay, içten bir selam, beklenmedik bir telefon ya da "Nasılsın?" diye sorulan birkaç kelime bile bir insanın gününü değiştirebilir.
Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de yeniden güven duygusunu inşa edebilmektir. Güven ise dostlukla başlar. Çocuklar paylaşmayı arkadaşlıkta öğrenir, gençler dayanışmayı dostlukta keşfeder, yetişkinler ise hayatın yükünü gerçek dostları sayesinde hafifletir.
Eskişehir'in yıllardır koruduğu hoşgörü iklimini gelecek nesillere taşıyabilmek için dostluk kültürünü de yaşatmak zorundayız. Çünkü güçlü şehirler, birbirine güvenen insanların omuz omuza verdiği şehirlerdir.
30 Temmuz Uluslararası Dostluk Günü vesilesiyle gelin, telefon rehberimizde yıllardır aramadığımız bir ismi arayalım. Bir komşumuzun kapısını çalalım. Küslükleri geride bırakalım. Çünkü dünya dostlukla güzelleşir, şehirler dostlukla büyür ve hayat ancak paylaşıldığında anlam kazanır.
Unutmayalım; bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginlik banka hesabındaki rakamlar değil, dara düştüğünde kapısını çalabileceği gerçek dostlarının varlığıdır. Ve belki de Eskişehir'i Eskişehir yapan en değerli özellik, tam da bu dostluk iklimini hâlâ yaşatabiliyor olmasıdır.