30.04.2020, 06:15

GAFLET VE DALÂLET

Gaflet ve dalâlet kavramları telaffuz itibariyle kafiyeli gibi görünseler de anlam itibariyle birbirinden epeyce farklı kelimeler. Hakikat ve doğru, daim birdir. Yanlış ve sahte çoktur. Mesele, sahteyi halisinden ayırabilmektir. Bu beceri de akılla olur.

 

Bu deneme yazıma başladıktan kısa bir süre sonra telefonum çaldı. Baktığımda, Isparta’nın Eğirdir ilçesi eşrafından gönlü zengin ve mütevazı Hacı Veli Özdemir adlı hacı arkadaşımın aradığını gördüm. Telefonda bir hayli hasbihal ettik. Hasretlik gidermeye çalıştık. Aslında arkadaşım benden yaşça büyük… Kendisine ve aile bireylerine sağlık ve esenlik diliyorum. Telefonu kapatacağım sıra sosyal medyada bir başka arkadaşın ismini gördüm. Etimadenli iş arkadaşlarımdan taze emekli Nail Akbulut sosyal medyaya Halk müziği sanatçılarından merhum Ali Ekber Çiçeğin “Gafil gezme şaşkın” adlı türküsünü gündeme taşımış. Anlam yüklü bu başlığın üzerinde düşündüm ve duygulandım. Bu türkünün adı, yazımın teması ile kısmen örtüşüyor. Ali Ekber Çiçek’e Allah’tan rahmet, iş arkadaşımız Nail Akbulut’a tüm aile fertleriyle birlikte sağlıklı ve huzurlu yaşam diliyorum.

Dönelim konumuza, aklın zafiyete düştüğü durum hâli gaflet vaziyetidir. Aklı, hakikatin zıddında kullanmaksa dalâlettir. Kimya-yı Saâdet’’te, gafili açıklarken şöyle bir örnek veriyor. “Yol kenarında uyuyup kalmışa yoldan geçen birinin uyandırıp şarap içirmesiyle sarhoş olup uykuya yeniden dalan kişi hâli gafletin ta kendisidir.” diyor.  Dalâletse, suyu yokuş yukarıya akıtmaya çalışmaktır. Doğruyu zıddına çevirmeye ısrar vaziyetidir. Gafil, çevresinde olup bitenlere karşı duyarsız kalandır. Dalâlet hâli ise sapkınlıktır. Realiteye karşı kuru inattır. 

Duyarlılık hâli akıllı insanın işidir. Akıl, insanın zararlı ile yararlıları birbirinden ayırt edebilme yeteneğidir. İnsan diğer canlılardan bu özelliği ile üstündür. Bir insanın asli vazifesi bu üstünlüğünü ortaya koyabilmektir. Onur ve değerini yükseltmektir. İnsan ki, hakikatinin farkında olmaya mecburdur. En’âm suresi ayet 32’de Allah, tüm insanlığa: “Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki, ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız.” buyuruyor.

İsa Peygamber’e atfen şöyle bir hikâye anlatılır. Bir gün Hz. İsa’nın arkasın bakmadan sokakta koştuğunu görürler ve derler: -Ey Peygamber, neden böyle koşuyorsun? Hz. İsa, cevaben: -Durmayın! Siz de, kaçın! –Neden kaçalım dediklerinde, Hz. İsa:  -Geriden “gafil” geliyor. Size de, gaflet hali bulaşmasın, der.

Gaflet ve dalâlet hâlleri birer ruhsal arızalardır. Tedavileri gerekir. Gaflet ve dalâlet ehlinin zararları sadece kendilerine değildir. Etrafa yangın gibi yayıldıkça yayılır. Nasıl ki yangının mutlak söndürülmesi gerekiyorsa gaflet ve dalâletin de tedavileri şarttır.

Gafille alâkalı kısa bir hikâye daha anlatayım. Gafilin biri, bir ayı ile dost olmuş. Birlikte yolculuğa çıkmışlar. Yolda onları gören bir adam, ayının dostu adamı ayıdan biraz uzağa çekip demiş: -Ne işin var senin bu ayı ile… Ayının dostu: -Bu ayı benim çok sadık bir dostumdur. Yabancı adam: -Yine de sen, ayının dostluğuna pek güvenme ayıdan dost olmaz, demiş. Yolculuk sırasında adamın uykusu gelmiş yol kenarında bir ağaç görünce ayıya demiş. -Şu ağacın gölgesinde ben biraz uyuyup dinleneyim. Beni başkalarının zararından koru, diye tembihlemiş.   Adam, uykuya dalmış. Bir sinek gelip adamın yüzüne konmuş. Musallat olan sineği ayı her ne yapmışsa bir türlü uzaklaştıramamış.

Ayı bakmış olacağı yok. Dostunu da koruyacağına söz vermiş ya!  Ayı, çare düşünürken yakında bir kaya parçası görmüş. Kucaklayıp getirmiş.  Sineğin hâlâ adamın yüzünde olduğunu görünce kaya parçasını adamın kafasına yukarıdan aşağıya indirmiş. İşte gafilin akıbeti budur.

Akıl, akıl ve yine akıl Allah’ın insana verdiği ne kadar değerli bir nimet! Herkes aklına mukayyet olmalı. Araf suresi ayet 179’da Allah: “…Onların öyle kalpleri vardır ki onlarla anlamazlar, öyle gözleri vardır ki onlarla görmezler, öyle kulakları vardır ki onlarla işitmezler… Onlar gafillerin ta kendileridir.” buyuruyor. Yunus Emre basiret ve feraset için bakalım ne diyor:

“İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir

 Ya sen kendin bilmezsen / Bu nice okumaktır.”

 

Yunus’un bu dizelerini dile getirdikten sonra yazıya son noktayı koymak istiyorum.

Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.