Türkiye ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyor. Emekli geçinemiyor, asgari ücretli ay sonunu getirmekte zorlanıyor, dar gelirlinin alım gücü her geçen gün biraz daha azalıyor…
Vatandaşa ise sürekli tasarruf çağrısı yapılıyor…
Peki, tasarruf sadece vatandaşın görevi mi?
Devletin ve siyasi kurumların da kendi harcamalarını aynı hassasiyetle sorgulaması gerekmiyor mu?...
Önümüzde yeni anayasa tartışmalarının yapılacağı bir dönem var. Bu süreçte sadece siyasi sistem değil, Meclis'in yapısı, milletvekillerinin sayısı ve siyasi partilerin kamu kaynaklarından aldığı pay da tartışılmalı…
600 MİLLETVEKİLİ GEREKLİ Mİ?
Türkiye Büyük Millet Meclisi 600 milletvekilinden oluşuyor…
Elbette milletvekillerinin görevi yalnızca Genel Kurul salonunda bulunmak değil. Komisyon çalışmaları, seçmenlerle görüşmeler ve vatandaşların sorunlarının takibi de milletvekillerinin görevleri arasında…
Ancak ekonomik kaynakların sınırlı olduğu bir dönemde şu soru sorulabilir:
Türkiye'nin 600 milletvekiline gerçekten ihtiyacı var mı?
600 yerine 300 veya 400 milletvekiliyle daha etkin bir yasama organı oluşturulamaz mı?
Bu önemli konu tartışılırken temsil adaleti, seçim bölgeleri ve Meclis'in çalışma kapasitesi mutlaka dikkate alınmalıdır. Ancak konu daha baştan tartışma dışı bırakılmamalıdır…
MİLLETVEKİLİ MAAŞLARI DA TARTIŞILMALI
2026 yılına ilişkin kamuoyuna yansıyan rakamlara göre aktif milletvekili aylığı 310 bin TL'nin üzerine çıkarken, emekli milletvekili aylığı yaklaşık 201 bin TL seviyesinde…
Hem emekli hem aktif milletvekili statüsünde bulunanların toplam aylık gelirleri ise 500 bin TL'nin üzerine çıkabiliyor…
Buna karşılık en düşük emekli maaşı 23 bin 552 TL. net asgari ücret ise 28 bin 75 TL…
Milletvekilliği tabiki önemli bir kamu görevidir ve milletvekillerinin ekonomik haklarının bulunması doğaldır. Ancak ekonomik sıkıntıların toplumun geniş kesimlerini etkilediği bir dönemde milletvekillerinin maaş ve emeklilik haklarının tartışılmasını da son derece normal karşılamamız gerekir...
Mesele yalnızca “maaş fazla mı, az mı?” değildir…
Mesele, kamu kaynaklarının adil ve şeffaf kullanılıp kullanılmadığıdır…
PARTİLERE HAZİNE YARDIMI YENİDEN ELE ALINMALI
Tasarruf tartışmasının bir diğer başlığı siyasi partilere yapılan Hazine yardımıdır…
Siyasi partilerin demokratik sistem açısından önemli olduğu açıktır. Hazine yardımı da siyasi partilerin finansmanında önemli bir kaynak olarak görülüyor…
Ancak devlet bütçesinin tasarruf baskısı altında olduğu bir dönemde siyasi partilere yapılan yardımların da yeniden değerlendirilmesi gerektiği savunulabilir…
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de siyasi partilere yapılan Hazine yardımının kaldırılması gerektiğini ifade etmişti…
Bu görüş desteklenebilir veya eleştirilebilir…
Fakat temel soru şudur:
Vatandaştan tasarruf istenirken siyasi partilere yapılan kamu ödemeleri neden tasarruf tartışmasının dışında kalsın?
Hazine yardımı devam edecekse de miktarı, kriterleri ve denetimi daha şeffaf biçimde tartışılmalıdır…
AVRUPA İLE KIYASLARKEN KENDİ SİSTEMİMİZİ SORGULAYALIM
Milletvekili maaşları konusunda Avrupa ülkeleriyle çeşitli karşılaştırmalar yapılıyor.
Ancak her ülkenin nüfusu, siyasi sistemi, seçim modeli ve sosyal güvenlik yapısı farklı. Bu nedenle başka ülkelerin rakamlarını doğrudan Türkiye'ye uygulamak doğru olmaz…
Fakat bu karşılaştırmalar bize önemli bir mesaj veriyor;
Kendi sistemimizi de sorgulamalıyız…
Türkiye'nin ekonomik ve siyasi şartlarına en uygun, en adil ve sürdürülebilir bir model oluşturulmalı.
TASARRUF HERKES İÇİN OLMALI
Milletvekili sayısını 600'den 300 veya 400’e indirmek, Hazine yardımını kaldırmak veya milletvekili maaşlarını değiştirmek Türkiye'nin ekonomik sorunlarını tek başına çözmez…
Asıl mesele, tasarrufun bir yönetim kültürüne dönüşmesidir…
Vatandaş tasarruf ediyorsa devlet de etmeli…
Yani devlet örnek olmalı…
Kamu kurumları harcamalarını gözden geçiriyorsa siyasi kurumlar da geçirmeli...
Milletvekillerinin mali hakları tartışılıyorsa siyasi partilerin kamu kaynaklarından aldığı destekler de tartışılmalı…
Yeni anayasa süreci bu açıdan önemli bir fırsat olabilir…
Türkiye'nin ihtiyacı sadece yeni anayasa maddeleri değil; daha az israf, daha fazla şeffaflık ve kamu kaynaklarının daha dikkatli kullanıldığı bir yönetim anlayışıdır…
Çünkü vatandaşın çok basit bir sorusu var:
“Benden fedakârlık isteniyorsa, fedakârlık neden herkesten istenmesin?”
Tasarruf sadece vatandaştan istenmemeli…
Tasarruf, devletin tamamını kapsamalı.
* * *