Ana muhalefet partisi olan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, erken seçim olmasa bile ara seçim yapılması gerektiğini savunuyor. Hatta bunun için gerekirse partisinden bazı milletvekillerinin istifa edebileceğini bile söylüyor…

Özel’in temel amacı belli: Ara seçim üzerinden Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı erken genel seçime zorlamak…

Peki, bu mümkün mü?

Bana göre oldukça zor. Hatta mevcut siyasi tabloya bakıldığında, ara seçim yoluyla erken seçime gidilmesi ihtimali dahi son derece düşük…

Özgür Özel, olası bir ara seçimde partisinin yeniden birinci çıkması hâlinde Erdoğan’ı siyasi açıdan köşeye sıkıştırabileceğini düşünüyor. Bu nedenle diğer muhalefet partilerinden de destek arıyor…

Özel, milletvekilliği düşürülen Can Atalay’ın durumu da dâhil olmak üzere TBMM’deki sekiz boş sandalyeye dikkat çekiyor. Genel seçimlerin üzerinden yaklaşık iki buçuk yıl geçtiğini, bir sonraki seçime de iki buçuk yıldan fazla süre bulunduğunu belirterek ara seçim yapılmasının zorunlu olduğunu savunuyor…

YENİ Parti’nin planı ise 22 milletvekilini istifa ettirerek boş sandalye sayısını 30’a çıkarmak ve böylece ara seçim olasılığını zorlamak…

Ancak burada önemli bir ayrıntı var…

Milletvekillerinin istifa dilekçelerini vermesi, tek başına milletvekilliklerinin düşmesi anlamına gelmiyor. İstifaların TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Meclis’te AK Parti ve MHP’nin çoğunluğu dikkate alındığında, bu istifaların kabul edilip edilmeyeceği de ayrı bir siyasi hesap konusu.

Kısacası, YENİ Parti’nin istifa hamlesiyle ara seçimi zorlaması sanıldığı kadar kolay değil. Hatta imkansız…

ERDOĞAN'A HAK VERİYORUM!

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin normal takviminde yapılması hâlinde önümüzde 2028 yılı var. Dolayısıyla iktidarın seçimleri öne alması için önünde yaklaşık iki yıllık bir süre bulunuyor…

Türkiye’nin bugünkü ekonomik tablosuna baktığımızda Erdoğan’ın erken seçime sıcak bakmamasını anlayabiliyorum.

Enflasyon hâlâ vatandaşın belini büküyor. Çarşıda, pazarda fiyatlar el yakıyor. Dar gelirlinin alım gücü her geçen gün daha fazla aşınıyor...

Üstelik uluslararası gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisi de ekonominin geleceğine ilişkin belirsizlikleri artırıyor…

Böylesine olumsuz bir ekonomik ortamda erken seçim kararı almak, iktidar açısından ciddi bir siyasi risk anlamına geliyor.

Vatandaş geçim derdindeyken, mutfaktaki yangın sönmemişken sandığı halkın önüne getirmek, iktidarın oy kaybı yaşamasına yol açabilir.

Erdoğan’ın böyle bir riski almak istemesi düşünülemez…

Hatta Erdoğan’ın yerinde ben olsam, mevcut şartlarda erken seçime gitme konusunda oldukça temkinli davranırdım.

Ancak asıl soru şu:

İki yıl içerisinde Türkiye’nin ekonomik sorunları çözülebilir mi?

Enflasyon yüzde 10 seviyesine iner mi?

Çarşıda, pazarda fiyatlar geriler mi?

Son yıllarda yapılan zamlar geri alınır mı?

Emekli maaşı 20 bin liradan 40 bin liraya, asgari ücret de 28 bin liradan 5o-60 bin liraya çıkar mı?

Bunların gerçekleşmesi elbette vatandaşın en büyük arzusu…

Ancak mevcut şartlarda bu beklentilerin tamamının karşılanacağına ihtimal vermiyorum.

Türkiye’de bir ürünün fiyatı yükseldiğinde, o fiyatın eski seviyesine döndüğü ne zaman görüldü ki?

Ücretlere zam yapılsa bile fiyat artışları devam ettiği sürece vatandaşın alım gücünde kalıcı bir iyileşme sağlamak kolay değil…

Sonuçta ekonomik sıkıntıların yükünü yine emekliler, asgari ücretliler ve dar gelirli vatandaşlar taşımaya devam edecek…

2028'DE SANDIKTAN NE ÇIKAR?

İktidar açısından asıl tehlike de burada başlıyor.

Önümüzdeki iki yıl içerisinde ekonomide ciddi bir iyileşme sağlanamaz, hayat pahalılığı kontrol altına alınamaz ve vatandaşın yaşam standardı yükseltilemezse AK Parti’nin çeyrek asra yaklaşan iktidarı ciddi bir sınavla karşı karşıya kalabilir.

Böyle bir tabloda YENİ Parti’nin seçimden birinci parti çıkması ihtimal dışı değil. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de muhalefetin adayının kazanması mümkün olabilir.

Ancak burada başka sorular da var.

YENİ Parti tek başına iktidar olacak çoğunluğa ulaşabilir mi?

AK Parti ve MHP’nin toplam oyunu geride bırakabilecek bir siyasi tablo ortaya çıkar mı?

Yoksa yeni dönemde de başka partilerin desteğine ihtiyaç duyulan bir Meclis aritmetiğiyle mi karşılaşırız?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise muhalefetin göstereceği adayın kim olacağı, nasıl bir kampanya yürüteceği ve seçmenin karşısına hangi vaatlerle çıkacağı belirleyici kriterlerin başında gelecektir.

Bugünden bütün bu sorulara kesin cevaplar vermek mümkün değil.

Ancak dikkat edilmesi gereken bir gerçek var: Ekonomik sorunlar çözülmeden, vatandaşın geçim sıkıntısı hafifletilmeden seçim gününe ulaşılırsa iktidarın işi hiç de kolay olmayacak…

SEÇİMİ ERDOĞAN İSTEMEDİKÇE ZOR!

Yazımın başındaki konuya dönelim…

Özgür Özel’in ara seçim üzerinden iktidarı erken genel seçime zorlama girişimi, siyasi açıdan anlaşılabilir bir hamle. Muhalefet, iktidarın en zayıf olduğu alanın ekonomi olduğunu düşünüyor ve bu tabloyu sandığa taşımak istiyor…

Ancak siyasi hesaplarla Meclis aritmetiği ve seçim takvimi her zaman aynı noktada buluşmuyor.

Benim değerlendirmem şu: 2027 yılı içerisinde olağanüstü bir siyasi gelişme yaşanmazsa ne ara seçim ne de erken genel seçim ihtimali güçlü görünüyor.

Çünkü ara seçimin önünde hukuki ve siyasi engeller, erken seçimin önünde ise iktidarın seçim takvimini belirleme konusundaki tercihleri bulunuyor.

Özgür Özel ne kadar baskı yaparsa yapsın, muhalefetin bu talebi tek başına sandığı getirmeye yetmeyebilir…

Özetle, Türkiye’de seçim tartışmaları daha uzun süre gündemde kalacak gibi görünüyor.

Ancak bugünkü şartlarda erken seçimin kapısını açacak en önemli unsur, muhalefetin çağrısından daha çok iktidarın siyasi hesabı ve ülkenin ekonomik gidişatı olacaktır.

Sandığın ne zaman kurulacağını siyasetçiler hesaplayabilir ama o sandıktan ne çıkacağını eninde sonunda seçmenin kararı belirler.

Kısacası, Özgür Özel sandığı erkene çekmek istiyor, Erdoğan ise beklemekten yana. Bakalım, 2028’e giden yolda kimin hesabı tutacak?