Vücutta sağlığı bozacak düzeyde yağ birikmesiyle gelişen obezite, dünya çapında 1 milyardan fazla insanı etkileyen kronik bir rahatsızlık olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 35’inin mücadele ettiği bu tablo karşısında obezite cerrahisine olan ilgi artıyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aziz Sümer, ameliyatların sadece estetik bir zayıflama yöntemi olmadığını belirterek konuya ilişkin merak edilen 9 temel soruyu yanıtladı.

Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanabilir ve Kilo Dışında Faydaları Nelerdir?

Metabolik ve bariatrik cerrahi, yalnızca mide hacmini küçültmekle kalmayıp tokluk, iştah ve bağırsak hormonları üzerinde de düzenlemeler sağlıyor. Tıbbi tedaviye rağmen sonuç alınamayan, vücut kitle indeksi 40 kg/m² ve üzerinde olan bireylerde ameliyat seçeneği değerlendirilebiliyor. İndeksi 35-39,9 kg/m² arasında olup yandaşı olan hastalar ile indeksi 30-34,9 kg/m² aralığında seyredip tip 2 diyabeti kontrol altına alınamayan kişilerde de cerrahiye başvurulabiliyor. İşlemin temel amacı yalnızca kilo vermek değil; tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, uyku apnesi ve karaciğer yağlanması gibi rahatsızlıkları kontrol altına alarak erken ölüm riskini düşürmek olarak açıklanıyor.

Kanser Riski Üzerindeki Etkisi ve Yöntem Seçimi

Yağ dokusunun artışı östrojen seviyeleri, insülin direnci ve kronik inflamasyonu tetikleyerek 13 farklı kanser türüne zemin hazırlayabiliyor. Cerrahi sonrasındaki kalıcı kilo kaybı ise meme, rahim içi ve yumurtalık gibi kanser türlerinin riskini belirgin şekilde düşürüyor. Uygulanacak ameliyat türüne karar verilirken hastanın yaşı, kilosu, diyabet durumu, reflü varlığı ve yeme alışkanlıkları multidisipliner bir ekip tarafından inceleniyor. En sık tercih edilen sleeve gastrektomi (tüp mide) yönteminin yanı sıra hastanın ihtiyacına göre gastrik bypass gibi metabolik etkisi daha güçlü teknikler seçilebiliyor.

Kilo Kaybı Süreci, Riskler ve İlaç Tedavisi

Ameliyat sonrası en hızlı kilo kaybı ilk 6-12 ay içinde gerçekleşirken, 12-18 aylık süreçte fazla kilonun yüzde 50-80’inin verilmesi hedefleniyor. Her cerrahi işlemde olduğu gibi erken dönemde kanama, kaçak veya enfeksiyon; uzun dönemde ise vitamin eksikliği ve reflü gibi riskler görülebiliyor. Ameliyat sonrasında eski beslenme alışkanlıklarına dönülmesi halinde yeniden kilo alımı yaşanabileceğinden düzenli takip hayati önem taşıyor. Öte yandan yeni nesil zayıflama iğneleri cerrahinin tamamen yerini alacak bir alternatif değil; ameliyat öncesi veya sonrası süreçleri destekleyici bir tedavi unsuru olarak değerlendiriliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2022 verilerine göre küresel çapta obezite sıklığı 1990 yılından bu yana yetişkinlerde 2 kattan fazla arttı. Türkiye'de yürütülen TURDEP-II araştırması, yetişkin nüfusun yüzde 35'inin obeziteyle yaşadığını, bu oranların kadınlarda yüzde 44, erkeklerde ise yüzde 27 seviyesinde olduğunu gösteriyor. İleri derecede obezitenin kalp-damar hastalıkları ve kanser riskini artırması, cerrahi ve metabolik tedavi yaklaşımlarının önemini artırıyor.

Obezite cerrahisi, kilo verme sürecinde tek başına bir mucize değil; doğru hasta seçimi, multidisipliner değerlendirme ve yaşam boyu sürecek bir disiplin gerektiren kapsamlı bir tedavidir. Ameliyat sonrasında beslenme düzeninin korunması, fiziksel aktivitenin artırılması ve rutin metabolik takiplerin aksatılmaması, elde edilen sağlığın ve yaşam kalitesinin uzun dönemde sürdürülmesini sağlar.

Kaynak: Haber merkezi