Bazen bir insanın yüzüne bakarsınız, gülümsüyordur. “İyi misin?” dersiniz. “İyiyim.” der. Belki gerçekten iyidir. Belki de değildir. Çünkü insanın yüzü her zaman içini anlatmaz.

Sabah Eskişehir’in serin bir gününde işe yetişmeye çalışan insanları düşünün… Tramvaylarda, otobüslerde, caddelerde, kafelerde, iş yerlerinde yüzlerce, binlerce insan görüyoruz. Her birinin ayrı bir hayatı, ayrı bir telaşı, ayrı bir derdi var. Kimi yetişmesi gereken bir işin peşinde. Kimi evine götüreceği ekmeğin hesabında. Kimi ailesi için güçlü durmaya çalışıyor. Kimi geleceğini düşünüyor. Kimi ise kimseye belli etmeden sadece biraz nefes alabilmenin yollarını arıyor. İşte ruh sağlığı dediğimiz mesele, biraz da bütün bu görünmeyen hikâyelerin arasında saklı.

Dünya Ruh Sağlığı Günü, bu özel gün, bize aslında çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: Ruh sağlığımız da beden sağlığımız kadar değerli. Fakat nedense bedenimizle ilgili bir sorun yaşadığımızda yardım istemeyi daha kolay kabul ediyoruz. Başımız ağrıdığında doktora gidiyoruz. Dişimiz ağrıdığında diş hekimine başvuruyoruz. Ama içimiz sıkıştığında, uzun süre mutsuz olduğumuzda, kaygımız arttığında veya hayatın yükü ağır geldiğinde çoğu zaman susuyoruz. Hatta bazen kendimize bile itiraf etmekte zorlanıyoruz. Oysa insanın her zaman güçlü olmak zorunda olmadığı bir hayat mümkün.

Herkesin görünmeyen bir mücadelesi var

Bir insanın ne yaşadığını yalnızca dışarıdan bakarak anlamamız mümkün değil. Her gün aynı masada çalıştığımız arkadaşımızın geceleri nasıl uyuduğunu bilmiyoruz. Yanımızdan geçen bir insanın ailesiyle ilgili hangi sıkıntıyı taşıdığını bilmiyoruz. Her zaman gülen bir arkadaşımızın içinde nasıl bir boşluk olduğunu bilmiyoruz. Bir annenin çocuğu için ne kadar endişelendiğini, bir babanın ailesine belli etmeden hangi ekonomik kaygıyı taşıdığını, genç bir insanın geleceği hakkında ne kadar korktuğunu bilemeyiz. Bu yüzden birbirimize karşı biraz daha anlayışlı olmak zorundayız. Çünkü bazen söylediğimiz küçücük bir söz, karşımızdaki insanın zaten zor olan gününü daha da ağırlaştırabilir. Bazen de içtenlikle söylediğimiz bir “Ben buradayım” cümlesi, hiç tahmin etmediğimiz kadar kıymetli olabilir.

Yardım istemek zayıflık değil

Toplum olarak hâlâ aşmamız gereken bazı önyargılarımız var. Psikolojik destek almak, terapiye gitmek veya bir uzmandan yardım istemek zaman zaman yanlış anlaşılabiliyor. Oysa nasıl ki bedenimiz hastalandığında bir doktora başvuruyorsak, ruhsal açıdan zorlandığımızda da uzman desteği almak son derece doğal. İnsan her şeyi tek başına çözmek zorunda değil. Her yükü tek başına taşımak zorunda değil. Her acıyı içine atmak zorunda değil. Bazen yardım istemek, insanın kendisine verebileceği en büyük değerlerden biri.

Birbirimize iyi gelelim

Belki de bugün kendimize küçük bir söz vermeliyiz. Çevremizdeki insanlara daha dikkatli bakalım. “Nasıl olsa iyidir” demeyelim. Bir arkadaşımız uzun zamandır içine kapanmışsa hâlini hatırlayalım. Bir yakınımız sürekli yorgunsa gerçekten nasıl olduğunu soralım. En önemlisi, sorduğumuz “Nasılsın?” sorusunun cevabını gerçekten dinleyelim. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey nasihat değildir. Çözüm değildir. Hatta konuşmak bile değildir. Bazen sadece anlaşılmaktır.

Kendimize de merhamet edelim

Başkalarına karşı gösterdiğimiz anlayışı kendimize de gösterebilsek keşke… Her başarısızlığımızda kendimizi suçlamasak. Her gecikmemizde kendimizi yetersiz hissetmesek. Herkesle kendimizi kıyaslamasak. Her şeyi aynı anda başarmak zorunda olmadığımızı kabul etsek. Çünkü hayat bir yarış değil. Bazen durmak, bazen dinlenmek, bazen yeniden başlamak gerekiyor. Yeniden başlamak için önce insanın kendisine biraz nefes alma alanı bırakması gerekiyor. Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle bugün yalnızca kendimize değil, çevremizdeki insanlara da biraz daha dikkatle bakalım. Birbirimize gerçekten “Nasılsın?” diye soralım. Cevabı bekleyelim. Dinleyelim. Yargılamayalım. En önemlisi, insanların görünmeyen mücadelelerini küçümsemeyelim. Çünkü herkesin içinde kimsenin görmediği bir hikâye olabilir. Bazen insanın ihtiyacı olan şey, o hikâyeyi değiştirecek bir kahraman değil; hikâyesini anlatabileceği güvenli bir insandır. Ruh sağlığımızı korumak, aslında hayata verdiğimiz değerin de bir göstergesidir. Kendimize, birbirimize ve hayata biraz daha şefkatle bakalım. Çünkü insanın ruhu da en az bedeni kadar ilgiye, bakıma ve iyileşmeye ihtiyaç duyar.