Nobel ödüllü yazar José Saramago, o sarsıcı cümlesini kurduğunda aslında hepimizin hayatında görünmez bir miladı tanımlıyordu: “İnsanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.” Bu sözü okuduğumda bir an duraksadım ve içime döndüm. Doğduğumuz şehir, nüfus cüzdanımızda yazan tarih, belki de sadece bedensel varlığımızın bir kaydından ibaret. Peki ya ruhumuzun, benliğimizin asıl doğuşu?
Birçoğumuz hayata ailemizin, çevremizin, toplumun bize biçtiği rollerle başlıyoruz. "Şöyle davranmalısın", "Bunu seçmelisin" diyen seslerin gürültüsünde, kendi iç sesimizi duymamız yıllar alabiliyor. Tıpkı duygularını bastıran, hep başkalarının ne düşüneceğine odaklanan o klasikleşmiş toplum yapımız gibi... Kendimize dışarıdan, başkalarının beklentileriyle bakmaya o kadar alışmışız ki, kendi aklımızla, kendi şefkatimizle kendimizi değerlendirmeyi unutuyoruz.
Saramago’nun bahsettiği o "gerçek doğum", insanın kendi zaaflarıyla, hatalarıyla, hayalleriyle ve potansiyeliyle yüzleştiği o cesur andır. Şimdi insan sormadan edemiyor: Kaçımız o doğum sancısını göze alıp kendimizle yüzleşebildik? Kendimize ilk kez dış dünyanın yargılarından sıyrılarak, aklın ve farkındalığın aydınlığında baktığımızda, aslında yaralarımızı da sarmaya başlıyoruz. Tıpkı yama yapılan bir pantolonun, tamir edilen bir oyuncağın insana her şeyin onarılabileceğini öğretmesi gibi, insan da kendi ruhunun onarılabileceğini o an idrak ediyor.
Günümüz dünyasında ekranların, kalabalıkların ve hızın içinde kaybolurken, bireyselleştiğimizi sanıyoruz ama aslında en çok kendimize geç kalıyoruz. Kendimize sorular sormak yerine, hep başkalarından cevaplar bekliyoruz. Oysa insanın kendine aklıyla bakması; neleri sevip neleri sevmediğini, kime neden kırıldığını, hayatı nasıl yaşamak istediğini başkalarının onayına sunmadan kabul etmesidir. İşte o noktada insan kendi hikayesinin yazarı oluyor.
Yazımı, bu derin uyanışa dair küçük bir hatırlatmayla bitirmek istiyorum. Eğer Saramago’nun dediği gibi gerçek doğum yerimizi bulursak, dünyadaki ve içimizdeki birçok sorun kendiliğinden çözülür. Çünkü kendini aklıyla tanıyan, kendiyle barışan insanın, etrafında savaşacağı kimse kalmaz. İnsanın kendine doğması yolunda başlangıç noktasını "kendini bilmek ve sevmek" kabul edersek, bu yolculukta hepimizin öğreneceği çok şey var.