1991 yılında bu güzel şehirde dünyaya gelmiş, bu sokaklarda büyümüş biri olarak Eskişehir’in o kendine has ruhunu çok seviyorum. Porsuk kenarında yürümek, Odunpazarı’nın tarihi dokusunu solumak bizim için her zaman bir ayrıcalık oldu. Ancak şehrimiz hızla büyüyüp gelişirken, çok temel bir ihtiyacımız gün yüzüne çıkıyor: gelişim odaklı parklar.
Bunu sadece bu şehre gönülden bağlı bir vatandaş olarak değil, büyümekte olan bir erkek çocuğu annesi olarak da derinden hissediyorum. Hafta sonu geldiğinde çocuklarımızın ellerinden tutup onları özgürce koşturabileceğimiz, enerjilerini doğru şekilde atabilecekleri alanlar aradığımızda, binaların arasına sıkışmış birkaç salıncak ve kaydıraktan oluşan sıradan parklar ne yazık ki yetersiz kalıyor. Bizim asıl ihtiyacımız; çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimini çok yönlü olarak destekleyecek büyük oyun alanları içeren kapsamlı parklar.
Çocuklarımızın motor becerilerini geliştirebileceği, denge ve koordinasyon kurabileceği, doğaya dokunarak, keşfederek öğrenebileceği bu tür devasa oyun ve aktivite alanları artık bir lüks değil, sağlıklı nesiller yetiştirmek için bir zorunluluktur. Onların vizyonu ve hayal dünyası, ekranların dört köşesine ya da dar beton avlulara sıkışmamalı.
Eskişehir bugüne kadar hep vizyonuyla, kültürüyle, aydınlık yüzüyle Türkiye'ye örnek olmuş bir kent. Doğaya ve insana saygılı, çocuklarımızın gelişimine öncelik veren yepyeni yeşil alanları bu şehre kazandırmak ulaşılmaz bir hedef olmamalı. Gelin, çocuklarımıza bırakacağımız en güzel mirasın beton bloklar değil; içinde güvenle sosyalleşip bedensel gelişimlerini tamamlayacakları, gölgesinde soluklanabilecekleri o büyük ve donanımlı parklar olduğunu unutmayalım.