Her gün saatlerce ekranlara bakıyoruz, ama sadece başkalarının hayatlarına değil — kendi dijital yansımamıza da. Peki, bu sürekli paylaşım ve görünür olma hali, bizi kim yapıyor?
Psikologlara göre sosyal medya, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda bir “sahne.” Bu sahnede herkes kendi versiyonunu sergiliyor. Ancak sergilenen bu "benlik", çoğu zaman gerçek kişiliğimizden farklı bir yapıya bürünüyor.
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayça T., “Sosyal medya platformları, insanlara kendilerini seçici şekilde sunma fırsatı veriyor. Bu da bir tür ‘dijital benlik’ inşa edilmesine yol açıyor. Kişi zamanla bu sanal kimliğe yatırım yapıyor ve onun beğeni alması, gerçek özgüveni etkilemeye başlıyor” diyor.
Araştırmalar, sosyal medyada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte, kişilerin dış onaya daha fazla ihtiyaç duyduğunu ve içsel benlik algısında dalgalanmalar yaşadığını gösteriyor. Paylaşılan fotoğrafların aldığı beğeni sayısı, kişinin gün içindeki ruh halini bile belirleyebiliyor.
Bu süreçte insanlar çoğu zaman sosyal medya için “yaşamaya” başlıyor: anı yaşamak yerine, anı belgelenebilir hale getirme arzusu ağır basıyor. Filtreler, mizansenler ve düzenlenmiş içerikler, gerçeğin önüne geçebiliyor.
Psikologlara göre bu durum özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik dönemindeki bireylerde benlik gelişimini etkileyebilir. Gerçek benlik ile dijital benlik arasındaki fark büyüdükçe, kişilerde yabancılaşma, kaygı ve tatminsizlik gibi duygular da artabiliyor.
Sonuç:
Sosyal medya, bir aynadan çok bir projeksiyon cihazı gibi çalışıyor: Kendimizi nasıl görmek istiyorsak öyle yansıtıyoruz. Ancak zamanla bu yansımaya inanmaya başlamak, kişisel bütünlüğümüzü zedeleyebilir. Gerçek benliğe sadık kalmak, dijital dünyada da sağlıklı bir kimlik sürdürmenin anahtarı olabilir.