Bir ülkenin gerçek zenginliği sadece yer altındaki madenlerle, fabrikalarla ya da beton yapılarla ölçülmez. Doğasıyla, toprağıyla ve ormanlarıyla ölçülür. Çünkü orman dediğimiz şey sadece ağaçtan ibaret değildir. Orman; nefes aldığımız hava, içtiğimiz su, toprağın bereketi ve çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli mirastır.
Türkiye’nin orman varlığına baktığımızda son yıllarda önemli bir artışın olduğunu görüyoruz. 1973 yılında yapılan envanter çalışmalarında ülkemizin orman varlığı 20 milyon 199 bin hektar olarak tespit edilmişti. Aradan geçen yıllarda yapılan çalışmalarla bu rakam 2025 itibarıyla 23 milyon 375 bin hektarın üzerine çıktı. Yani yaklaşık 3 milyon hektardan fazla bir artış söz konusu.
Bu rakamlar kuru bir istatistik gibi görünebilir. Ancak işin özünde çok ciddi bir emek ve planlama var. Ormanlar kendi haline bırakılan alanlar değildir. Aksine sürekli bakım, gençleştirme ve koruma isteyen canlı ekosistemlerdir. İşte bu noktada yapılan ormancılık çalışmaları büyük önem taşıyor.
Geçtiğimiz yıl sadece bakım çalışmaları kapsamında 654 bin hektardan fazla alanda faaliyet yürütüldü. Gençlik bakımı, sıklık bakımı, budama, koruya tahvil ve kültür bakımı gibi pek çok çalışma gerçekleştirildi. Bunun için de yaklaşık 1 milyar 200 milyon liralık bir kaynak kullanıldı.
Bununla da yetinilmedi. Ormanların geleceği için gençleştirme çalışmaları da sürdürüldü. Yaklaşık 27 bin hektarlık alanda doğal gençleştirme, 9 bin hektarı aşkın alanda ise yapay gençleştirme çalışmaları tamamlandı. Yani sadece bugünün değil, geleceğin ormanları da planlanıyor.
Elbette bu çalışmaların önemli bir kısmı Anadolu’nun dört bir yanında yürütülüyor. İç Anadolu’nun kalbinde yer alan Eskişehir de bu çalışmalardan hatırı sayılır bir pay alıyor. Bozkırın ortasında yeşil alanları artırmak, ormanları korumak ve yeni nesil ağaçların yetişmesini sağlamak kolay bir iş değil. Ama yapılan çalışmalar sayesinde Eskişehir’in çevresindeki orman varlığı her geçen yıl daha sağlıklı hale geliyor.
Bir diğer önemli konu da yangınlarla mücadele. Orman yangınları artık sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en büyük çevre sorunlarından biri haline geldi. Geçtiğimiz yıl Türkiye genelinde 3 bin 224 orman yangınına müdahale edildi ve 81 bin hektardan fazla alan zarar gördü. Ancak güçlü hava filosu, teknolojik imkanlar ve eğitim çalışmaları sayesinde yangınlara çok daha hızlı müdahale edilebiliyor.
Bugün orman yangınlarıyla mücadelede 9 helikopter, 14 uçak ve 10 insansız hava aracı aktif olarak kullanılıyor. Bunun yanında kiralanan 81 hava aracı da operasyonlara destek veriyor. Yangın emniyet yolları, şeritler ve eğitim faaliyetleri de bu mücadelenin önemli parçaları.
Ormancılık çalışmaları sadece ağaç dikmekten ibaret değil. Rehabilitasyon çalışmaları da büyük önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl 38 bin hektardan fazla alanda rehabilitasyon çalışması yapılırken, maden sahalarının yeniden doğaya kazandırılması için de adımlar atıldı.
Bir başka dikkat çekici çalışma ise fidan üretimi ve dağıtımı. Geçen yıl 90 milyonun üzerinde fidan üretildi. Bunun yanında 13 milyon 700 binden fazla fidan vatandaşlara, okullara, belediyelere ve kamu kurumlarına ücretsiz olarak dağıtıldı. Karaçamdan meşeye, kayından bademe kadar pek çok tür yeniden toprakla buluşturuldu.
Aslında mesele çok basit. Bugün dikilen her fidan, yarının ormanı demektir. Orman demek su demektir. Orman demek temiz hava demektir. Orman demek gelecek demektir. Bu yüzden yapılan bakım, gençleştirme ve ağaçlandırma çalışmalarını sadece bir kamu hizmeti olarak görmemek gerekiyor. Bu çalışmalar, aslında çocuklarımızın geleceğine yapılan yatırımlardır.
Ve şunu unutmamak lazım: Bir ağacı kesmek birkaç dakika sürer. Ama o ağacın büyümesi onlarca yıl alır. İşte bu yüzden ormanlarımıza sahip çıkmak, sadece devletin değil hepimizin sorumluluğudur.