Büyüklerden sıkça duyduğumuz bir deyim vardı; “şeytan taşlamaktan, salavat getirmeye zaman bulamıyoruz.” Çocuk yaşta pek anlam veremezdik, acaba ne demek istiyorlar?

Son günlerde İran’a yapılan saldırılardan sonra ne demek istediklerini daha çok anlamaya başladık.

30-35 yıldız ülkemiz bir ateş çemberinin tam da ortasında.

Şöyle bir gözünüzün önüne getirin etrafımızı.

Bosna’dan hatırlarsınız, Yugoslavya’da uzun süren zulüm ve katliamlar sonucunda binlerce ölümün ardından beş ayrı ülke çıktı ortaya.

Batı’dan doğuya doğru ilerledikçe, hala devam eden Ukrayna Rusya savaşı. Kırım’ın bir oldu bittiye getirilerek Rusya’nın bir parçası haline getirilmesi.

Çin’in 1949 yılından bu yana zulüm yaşattığı Doğu Türkistan.

Ermenistan, Azerbaycan savaşı ve ilk savaşta Karabağ’da yüzlerce şehit verilmesi, yakın tarihte yine Azerbaycan, Ermenistan savaşı ile Azerbaycan’ın kaybettiği toprakları geri alması.

Amerika tarafından getirilen demokrasi !!! sayesinde parçalanmış bir Irak. Suriye, Libya derken sıralamada özellikle sona bıraktığımız İran.

Biraz daha aşağıda ara ara alevlenen Pakistan, Hindistan savaşları.

Genellikle çoğu Türk ve Müslüman ülkeler ya da Müslüman coğrafyası olan yerlerde kan, gözyaşı, göç, zulüm hiç bitmemiş, bitmiyor.

Emperyalist devletlerin adı ne olursa olsun, emelleri, gayeleri, amaçları hep aynı.

Böl, parçala, yut ya da yönet.

Emperyalist devletler, bu bölgede tek parça halinde bir üniter devlet istemiyor. Kent devletçikler haline getirdiği coğrafyayı yönetmek çok kolay, nüfus olarak, ekonomik olarak, güç olarak zayıflatılmış, küçültülmüş ülkelerin idaresi adeta bir eyalet valiliği haline getiriliyor. Sonuçta, emperyalist devletlerin çıkarlarına uygun hareket eden devletçikler.

Diğer taraftan, özellikle İsrail’in güvenliğini tehlikeye atamayacak kadar küçük ve güçsüz, kent devletçikler getirilirken, emperyalist ülkelerin kullanabileceği, Türkiye’nin sınırlarının dibinde bir bant şeklinde oluşturulan, Azerbaycan’ın hemen altından başlayıp, Hatayla birlikte 21 ilimizin de içerisinde olduğu ve Akdeniz’e açılan bir kukla bir devlet oluşturma hayali ve projesi.

Ortadoğu’da ulus, millet bilinci oluşmadığı ve yönetim şekillerinin ağırlıklı olarak kabile, kavim anlayışlı bir yapıları olması sebebiyle kolayca ele geçirilmişlerdir.

Yazının başında da ifade edildiği gibi Ülke olarak, Devlet olarak son 30/35 yıldır etrafımızda olan bitenden dolayı, şeytan taşlamaktan salavat getirmeye zaman bulamıyoruz.

Yaşanılan son süreçler göz önüne alındığında, ülkemizin etrafında yaşananlardan ders çıkarıp, Ulus, Millet kavramının daha pekiştirilerek üniter yapıyı muhafaza etmekten, bir olmaktan, iri olmaktan, diri olmaktan başka bir yol var mı sizce?