Türkiye'de ana muhalefet partisi olan CHP, bir kez daha kurultay ve liderlik tartışması ile ülke gündeminde. Bir yanda Özgür Özel ve ekibi, diğer yanda Kemal Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimler. Mahkeme süreçleri, olağanüstü kurultay çağrıları, karşılıklı açıklamalar derken vatandaşın gündemi olan ekonomi, güvenlik ve dış politika başlıkları ikinci plana itilmiş durumda.
Aslında yaşananlar CHP açısından yeni değil. Parti tarihine bakıldığında kurultay tartışmaları, parti içi demokrasiyi öncelemek yerine hizipleşmeler ve liderlik mücadeleleri kronik hale gelmiş durumda. Bugün yaşanan kriz de yalnızca kişiler arasındaki bir çekişme değil; parti yönetiminin meşruiyeti, karar alma mekanizmalarının işleyişi ve CHP’nin gelecekte nasıl bir siyasi rota izleyeceği soruları bulunuyor.
Seçmen bir siyasi partiden öncelikle istikrar bekler. Bir ülkeyi yönetmeye talip olan partinin önce kendi içindeki sorunları çözebilmesi, demokrasinin gereği olan kurultay sonuçlarını özümseyebilmesi gerekir. Ancak CHP'de her seçim sonrasında veya her önemli siyasi dönemeçte benzer tartışmaların yaşandığını görüyoruz. Dahası, tartışmalar artık yalnızca parti içi rekabet boyutunu aşmış durumda. Kamuoyu günlerdir CHP’nin ekonomi politikalarını, dış politika vizyonunu veya yerel yönetim performansını değil; kurultay süreçlerini, delegeleri ve mahkeme kararlarını konuşuyor. Bu tablo, muhalefetin ülke meselelerine odaklanmasını bekleyen seçmen açısından ciddi bir soru işareti oluşturuyor ve partinin iktidar alternatifi olma iddiasını seçmen gözünde zayıflatıyor.
Muhalefetin görevi sadece iktidarı eleştirmek değildir. Aynı zamanda güven veren bir yönetim modeli ortaya koymak, çözüm üretmek ve geleceğe dair umut vermektir. Siyasette güven duygusu, yalnızca söylenenlerle değil, yönetim biçimiyle de inşa edilir.
Türkiye'nin önünde terörle mücadeleden ekonomiye, bölgesel gelişmelerden küresel rekabete kadar önemli birçok kritik başlık bulunuyor. Vatandaş ise doğal olarak şu soruları soruyor:
Kendi kurultayını ve liderlik sorununu sonuçlandıramayan, parti içindeki görüş ayrılıklarını sürekli kamuoyu önünde yaşayan, ya da iddia ettikleri gibi partisini dış müdahalelere karşı koruyamayan bir parti, ülkenin sorunlarını nasıl çözecek?
Yaşanan sorun hangi yöntemle aşılacak? Parti içi sorunlar yine parti içinde demokratik mekanizmalarla ve kurumsal olgunlukla mı çözülecek, yoksa yeni ayrışmalar ve yeni siyasi oluşumlar mı gündeme gelecek?
Önümüzdeki süreçte CHP’nin hangi yolu tercih edeceği merak konusu. Bu soruların cevabı yalnızca CHP açısından değil, Türk siyaseti açısından da önem taşıyor.
Demokrasilerde güçlü iktidar kadar güçlü muhalefet de gereklidir. Çünkü güçlü muhalefet, demokrasinin sigortasıdır. Ancak güçlü muhalefet; sürekli iç çekişmelerle gündeme gelen değil, ülkenin sorunlarına odaklanan, program üreten, kadro yetiştiren ve millete güven veren muhalefettir.
Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu asıl sınav bir kurultay sınavı değil, bir güven sınavıdır. Bu sınavın sonucunu ise mahkemeler değil, eninde sonunda milletin sandıkta vereceği karar belirleyecektir.
