Ortalama yaşam süresinin uzaması ve bebek ölümlerinin azalması Türkiye'nin nüfus yapısını dönüştürürken, uzmanlar yaşlı nüfustaki artışın sadece demografik bir değişim olarak görülmemesi gerektiğini vurguluyor. Sosyolog Dr. Berat Dağ; aileden ekonomiye, sağlıktan sosyal güvenliğe kadar tüm toplumsal kurumların bu yeni döneme uyum sağlaması için bütüncül politikaların şart olduğunu ifade ediyor.
Yaşlanan nüfus tüm kurumları etkiliyor
Türkiye'de yaşlı bireylerin toplam nüfus içindeki oranının artması, toplumsal yapının "grileşmesi" olarak tanımlanan yeni bir süreci beraberinde getirmektedir. Bu dönüşümün yalnızca sayısal verilere dayanarak ele alınması eksik bir değerlendirme olacaktır. Aile, ekonomi, siyaset, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin yanı sıra toplumsal zihniyetin de yaş almış vatandaşların gereksinimleri doğrultusunda şekillenmesi zorunlu hâle gelmektedir. Ortalama yaşam süresinin uzaması, farklı kuşakların daha uzun süre bir arada yaşamasına imkân tanırken kuşaklar arası dayanışma fırsatlarını ve bakım sorumluluklarını da artırmaktadır.
Geleneksel bakım modelleri değişiyor
Kentleşme oranının yükselmesi, çekirdek aile yapısının yaygınlaşması ve yalnız yaşayan birey sayısındaki artış, yaşlı bakımının yalnızca aile içinde yürütülmesini zorlaştırmaktadır. Yaşlı bireyleri sadece bağımlı nüfus veya mali yük olarak görmek hatalı bir yaklaşımdır. Gelişen sağlık koşulları bireylerin daha uzun süre üretken kalmasına imkân vermektedir. Bu süreçte devletin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının bakım ve sosyal destek alanlarında ortak sorumluluk üstlendiği kurumsal mekanizmaların devreye girmesi beklenmektedir.
Geleneksel ve Batılı toplum yapılarında yaş almış bireylerin konumlandırılması farklılıklar göstermektedir. Doğulu toplumlarda yaşlılar aile içinde daha yönlendirici bir rol üstlenirken, Batılı toplum yapılarında emeklilik ve ekonomik koşullar bu konumu zamanla zayıflatmıştır. Ancak günümüzde yaşlı bireylerin ekonomik, duygusal ve birikim yönünden aileye katkı sağlamaya devam ettiği görülmektedir. Yaşlılığı yalnızca üretkenliğin bittiği bir evre olarak değerlendirmek ise toplumsal yaşamda yaş ayrımcılığını ve ötekileştirmeyi beslemektedir.
Aktif yaşlanmaya yönelik geliştirilecek sosyal politikaların temel hedefi, yalnızca insan ömrünü uzatmakla sınırlı kalmamalıdır. Asıl amaç, uzayan bu yaşam süresinin sağlıklı, bağımsız ve toplumsal bağlar korunarak sürdürülmesini sağlamaktır. Türkiye'nin gelecekteki nüfus yapısına uyum sağlayabilmesi için sağlık ve bakım hizmetlerinin kurumsallaştırılması, yaşlı bireylerin ise toplumsal hayatın içinde kalmasını sağlayacak bütüncül adımların atılması gerekmektedir.





