Sinema tarihi boyunca pek çok yapım, dini figürleri merkezine aldı. Ancak hiçbiri, “Çağrı” (The Message) filmi kadar geniş bir coğrafyada tartışmalara yol açmamış ve aynı zamanda bu kadar saygı çerçevesinde hazırlanmış olmamıştır. Mısırlı yönetmen Mustafa Akkad’ın 1976 yapımı bu epik filmi, Hz. Muhammed’in hayatını anlatan ama bir o kadar da onu göstermeyen, sesiyle bile temsil etmeyen özel bir yapım.
Akkad, filmi çekerken İslam dünyasının dinî hassasiyetlerini dikkate alarak bir ilke imza attı. Peygamber Efendimiz’in yüzünün, sesinin ya da doğrudan kişiliğinin temsil edilmemesi kararı, sadece inançlara saygı değil aynı zamanda İslam âleminin birlikteliğini de koruma refleksiyle alınmıştı. Film, İslam Konferansı Teşkilatı'nın da onayıyla yapılmış; Libya Kralı Muammer Kaddafi’nin finansal desteğiyle yürütülmüştü. Hatta çekimlere Fas’ta başlanmış, ancak dini otoritelerin baskısıyla set kapatılmış; sonrasında Libya’ya taşınmak zorunda kalınmıştı. Filmde Anthony Quinn, Hamza rolüyle başı çekerken, oyuncuların tamamı Hz. Muhammed’le doğrudan sahne paylaşmadan anlatıyı yürütmüştü. Bu açıdan film, dini sinemada bir “usul ve adab” örneğidir.
Ne yazık ki bu hassasiyet, her platformda gözetilmiyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yayımlanan Leman dergisinde yer alan Hz. Muhammed’i (S.A.V) konu alan sözde karikatür, toplumda haklı bir infial uyandırdı. Zira bu tür çizimlerde ne sanatın inceliği ne de mizahın sorumluluğu gözetiliyor. Sadece bir provokasyon hedefleniyor. Bu durum, ifade özgürlüğü kalkanının ardına saklanarak inançlara yapılan açık bir saldırıdır.
Hatırlanacaktır, 2005 yılında Danimarka'nın Jyllands-Posten gazetesinde yayımlanan Hz. Muhammed karikatürleri, küresel ölçekte büyük tepkilere neden olmuştu. Ardından 2015’te Fransa’daki Charlie Hebdo dergisinde benzer içeriklerin yayınlanması, trajik bir terör saldırısına ve ardından Avrupa'da İslam karşıtı yasaların daha da sertleşmesine yol açtı. Her iki olayda da mesele sadece bir karikatür meselesi değildi. Batı, bu içerikleri “ifade özgürlüğü” penceresinden değerlendirirken; İslam dünyası bunu doğrudan bir “inanca hakaret” olarak gördü. Aradaki bu derin anlam farkı hâlâ köprülenebilmiş değil.
Oysa sanat da, mizah da sorumluluktur. Tıpkı Çağrı filminde olduğu gibi, iman ile estetik arasındaki denge korunabilir. İnançların kutsalını zedelemeden de tarih anlatılabilir. Ancak karikatür krizleri bize gösteriyor ki bazı çevreler bu sınırları kasıtlı şekilde ihlal ederek hem Müslümanları provoke etmekte hem de toplumsal kutuplaşmayı körüklemektedir.
Çağrı filmiyle gösterilen saygı, bugün bir ders olarak önümüzde duruyor. O filmde gösterilmeyen yüz, milyonlarca insanın yüreğinde zaten var. Ancak karikatürlerle hedef alınan kutsallar, sadece bir dinin mensuplarını değil, insanlığın ortak ahlakını da yaralıyor.
Saygı olmadan sanatın, empati olmadan özgürlüğün de bir anlamı kalmaz.
Sanat, sınır tanımayabilir. Ama saygı tanımalıdır. Mizah her şeyi konu alabilir, ama her şeye dil uzatamaz.
Laman Dergisini şiddetle kınıyorum. Nefretime şahit olunuz sevgili okurlarım.