Eskişehir, Türkiye’nin en modern şehirlerinden biri olarak biliniyor. Ancak bu güzel tabloya gölge düşüren iki büyük risk var: deprem tehlikesi ve Porsuk Barajı’nın olası yıkımı. Bu iki mesele, şehrin geleceğini doğrudan tehdit ediyor.
Deprem Riski ve Yapı Stoku
Eskişehir, 2. derece deprem bölgesinde. Şehir merkezinden geçen Eskişehir Fay Zonu, kuzeyde Kuzey Anadolu Fay Hattı, güneyde ise Batı Anadolu fayları kenti kuşatıyor. 1955’te yaşanan 6,2 büyüklüğündeki deprem, bu riskin ne kadar gerçek olduğunu hatırlatıyor. Uzmanlar, benzer büyüklükte bir depremin yeniden yaşanabileceğini söylüyorlar…
2023’te yapılan ortak çalışma ile 51 bin 801 yapı incelendi, yaklaşık 5 bin binanın riskli olduğu belirlendi. Çoğu 60–90 yıllık bu yapıların bir bölümü mühendislik hizmeti almadan ikel koşullarda inşa edilmiş. Özellikle Porsuk Çayı kenarındaki yerleşimler, sıvılaşma ve zemin büyütmesi nedeniyle daha fazla risk taşıyor.
Deprem sadece binaları değil, şehir yaşamını da tehdit ediyor. Dar sokaklar, yüksek katlı binalar ve altyapı sorunları, olası bir depremde kurtarma çalışmalarını zorlaştıracak. İşte bu yüzden kentsel dönüşüm artık bir tercih değil, ivedilikle gerçekleştirilmesi gereken bir zorunluluk…
Kentsel Dönüşümün Zorunluluğu
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Odunpazarı ve Tepebaşı belediyeleri ile İnşaat Mühendisleri Odası’nın çalışmaları, kentsel dönüşümün ertelenemeyeceği gerçeğini adeta haykırıyor. Ancak en büyük sorun, belediyeler ile bakanlık arasındaki siyasi çekişmeler. Oytun Gökten’in dediği gibi: “Hayati bir konuda kapris yapmaya hakkımız yok.”
Yenikent ve Muratkent gibi bölgeler öncelikli olmalı. Bu mahalleler dönüşüm için uygun araziye sahip. Odunpazarı Belediyesi’nin Yenikent’te yaptığı imar planı çalışması, dönüşümün nasıl yapılabileceğine dair somut bir örnek. Tepebaşı’nda Uluönder Mahallesi, Odunpazarı’nda ise Atatürk ve Yunus Emre caddeleri de dönüşüm için öncelikli bölgeler arasında…
Kentsel dönüşüm sadece binaları yenilemek değil, aynı zamanda şehrin ticaret ve yaşam merkezlerini yeniden düzenlemek anlamına geliyor. Merkezdeki yoğunluğu azaltıp yeni cazibe alanları oluşturmak, hem güvenliği artıracak hem de şehrin nefes almasını sağlayacak…
Porsuk Barajı Tehlikesi
Deprem kadar ciddi bir diğer risk ise Porsuk Barajı etrafına yapılan yapılarda riskli. Eskişehir’in tek büyük su kaynağı olan baraj, İnönü fay zonuna çok yakın. Olası bir depremde baraj gövdesinin zarar görmesi, iki felaketi birden doğurabilir:
*Şehir önce sular altında kalır,
*Ardından susuzlukla karşı karşıya kalır.
Bu nedenle barajın gövde stabilizasyonu, alüvyon tutma oranı ve fay hattıyla ilişkisi acilen incelenmeli. DSİ’nin bu konuda kapsamlı bir çalışma yapması artık ertelenemez. Çünkü Eskişehir, bir depremde hem su altında kalma hem de susuzlukla mücadele etme riskiyle karşı karşıya…
Çözüm İçin Yol Haritası
Eskişehir’in geleceğini güvence altına almak için üç temel adım şart:
*Kentsel dönüşümün hızla başlatılması: Özellikle riskli mahallelerde modern, ve depreme dayanıklı yapılar inşa edilmeli.
*Baraj güvenliğinin sağlanması: Porsuk Barajı’nın deprem dayanıklılığı test edilmeli, alternatif su kaynakları oluşturulmalı.
*Siyasi çekişmelerin bir kenara bırakılması: Belediye ve bakanlık, ortak bir kriz yönetim planı hazırlamalı…
Sonuç:
Eskişehir, hem deprem hem de baraj riskiyle karşı karşıya. Bu iki tehlike, şehrin geleceğini doğrudan tehdit ediyor. Bugün alınacak önlemler, yarın yaşanacak felaketleri önleyebilir. Ancak bunun için belediyeler, bakanlıklar ve meslek odaları arasında gerçek bir eşgüdüm şart.
Unutmayalım: Deprem ve sel, siyaset üstü meselelerdir. İnsan hayatı söz konusu olduğunda, kaprislere değil, çözümlere ihtiyaç vardır. Eskişehir’in geleceği bugün alınacak doğru ve isabetli kararlar içinde saklıdır…
* * * *