Eskişehir bugün önemli bir organizasyona ev sahipliği yapıyor. Anadolu Üniversitesi çatısı altında düzenlenen Uluslararası Eskişehir Yapay Zekâ Zirvesi, ilk bakışta bir akademik etkinlik gibi görülebilir. Ancak mesele bundan çok daha büyük. Çünkü artık konuştuğumuz konu, geleceğin ta kendisi.

Dünya hızla değişiyor. Bu değişimin merkezinde ise yapay zekâ var. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Üretimden sağlığa, ulaşımdan güvenliğe kadar her alanda yapay zekânın belirleyici olduğu bir döneme giriyoruz. Böyle bir tabloda “biz neredeyiz?” sorusunu sormadan ilerlemek mümkün değil.

TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu Başkanı Fatih Dönmez’in zirve öncesi yaptığı açıklamalar bu açıdan oldukça önemli. Türkiye’nin yapay zekâ alanında son yıllarda ciddi bir ivme yakaladığını söylüyor. Bu tespiti yabana atmamak lazım. Gerçekten de hem kamu tarafında hazırlanan strateji belgeleri hem de üniversitelerde ve özel sektörde yürütülen çalışmalar bu alanda bir hareketlilik olduğunu gösteriyor. Ancak mesele sadece ivme yakalamak değil, o ivmeyi sürdürebilmek.

Çünkü yapay zekâ dediğimiz alan, günü kurtaracak bir teknoloji başlığı değil. Bu iş doğrudan ekonomik rekabetle ilgili. Hangi ülke bu alanda öne çıkarsa, geleceğin oyununu o kuracak. Veriyi işleyen, analiz eden ve anlamlandıran ülkeler diğerlerinin önüne geçecek. Bu nedenle Türkiye’nin ortaya koyduğu vizyonun lafla değil, somut adımlarla desteklenmesi gerekiyor.

Milletvekili Dönmez’in özellikle altını çizdiği iki konu var: veri altyapısı ve insan kaynağı. Aslında bütün meselenin özeti bu iki başlıkta gizli. Veri olmadan yapay zekâ olmaz. Nitelikli insan kaynağı olmadan da o veriyi işleyemezsiniz. Türkiye’nin elinde genç ve dinamik bir nüfus var. Bu büyük bir avantaj. Ancak bu avantajı doğru eğitim politikalarıyla desteklemezseniz, fırsat kısa sürede dezavantaja dönüşebilir.

Bir diğer önemli başlık ise Ar-Ge yatırımları. Kısa vadeli planlarla bu alanda mesafe kat etmek mümkün değil. Uzun vadeli, sürdürülebilir ve kararlı bir yatırım anlayışına ihtiyaç var. Bugün yapılan yatırımların karşılığı belki birkaç yıl sonra alınacak. Bu sabrı göstermek gerekiyor.

Öte yandan işin bir de etik boyutu var. Yapay zekâ sadece fırsatlar sunmuyor, aynı zamanda ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Veri güvenliği, mahremiyet, algoritmaların şeffaflığı gibi konular artık görmezden gelinecek başlıklar değil. Özellikle “deepfake” teknolojileriyle birlikte gerçek ile sahte arasındaki çizgi her geçen gün daha da bulanık hale geliyor. Bu nedenle hukuki ve etik çerçevenin net bir şekilde çizilmesi şart.

Tam da bu noktada bu tür zirvelerin önemi ortaya çıkıyor. Çünkü bu organizasyonlar sadece akademisyenlerin bir araya gelip sunum yaptığı etkinlikler değil. Aynı zamanda kamu, özel sektör ve üniversitelerin aynı masada buluştuğu, fikir alışverişinde bulunduğu ve ortak bir yol haritası oluşturduğu platformlar. Bu yönüyle bakıldığında, Eskişehir’de düzenlenen bu zirve sıradan bir etkinlik olarak değerlendirilemez.

Burada ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Zirvenin Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi ile birlikte düzenlenmesi önemli bir detay. Çünkü Eskişehir’in en büyük gücü üniversiteleri. Ancak yıllardır bu gücün tam anlamıyla ortak bir sinerjiye dönüştürülemediği de bir gerçek. Bu tür iş birlikleri, o eksikliğin giderilmesi adına önemli bir adım olabilir.

Peki Eskişehir bu işin neresinde? Aslında bu sorunun cevabı oldukça net. Eskişehir, doğru hamlelerle yapay zekâ alanında önemli bir merkez haline gelebilecek potansiyele sahip. Sanayi altyapısı, üniversiteleri ve genç nüfusu bu açıdan büyük bir avantaj sağlıyor. Ancak burada kritik bir nokta var: odaklanma.

Her alanda var olmaya çalışmak, çoğu zaman hiçbir alanda derinleşememek anlamına gelir. Bu nedenle belirli alanlara yoğunlaşmak gerekiyor. Havacılık, raylı sistemler ve akıllı üretim gibi başlıklar, Eskişehir’in zaten güçlü olduğu alanlar. Yapılması gereken, bu alanlarda yapay zekâ uygulamalarını geliştirmek ve derinleşmek.

Eğer bu başarı sağlanırsa, Eskişehir sadece Türkiye’de değil, uluslararası ölçekte de adından söz ettiren bir merkez haline gelebilir. Ancak bunun için sadece konuşmak yetmez. Planlama, uygulama ve en önemlisi kararlılık gerekir.

Şunu da açıkça söylemek gerekiyor: Bu tür zirveler tek başına yeterli değil. Önemli olan, bu toplantılardan somut sonuçlar çıkması. Eğer konuşulanlar birkaç gün sonra unutulacaksa, yapılan tüm bu organizasyonlar anlamını yitirir. Ancak ortaya konulan fikirler hayata geçirilir, desteklenir ve takip edilirse işte o zaman gerçek bir dönüşümden söz edebiliriz.

Bugün Eskişehir’de atılan adım bu açıdan önemli. Belki de bir başlangıç. Belki de uzun bir yolculuğun ilk durağı.

Ama şu bir gerçek: Bu fırsat doğru değerlendirilirse Eskişehir kazanır. Değerlendirilmezse, sadece izlemekle yetiniriz.