Zorlu bir günün ardından veya can sıkıntısıyla aniden gelen yeme isteği her zaman fiziksel bir ihtiyaçtan kaynaklanmıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, stres, kaygı, öfke ve yalnızlık gibi duyguların beslenme davranışlarını doğrudan etkileyebileceğini belirterek, duygusal açlık ile fiziksel açlık arasındaki belirgin farkları ve baş etme yöntemlerini açıkladı.
Fiziksel ve Duygusal Açlık Nasıl Ayırt Edilir?
Yeme isteğinin ortaya çıkış şekli, açlığın türünü belirlemede en önemli faktör olarak öne çıkmaktadır. Fiziksel açlık kademeli olarak gelişip mide kazınması ve halsizlik gibi bedensel sinyallerle kendini gösterirken, yemek sonrasında doyuma ulaşılmasını sağlamaktadır. Duygusal açlıkta ise istek aniden belirmekte, kişi bedenen doymuş olsa dahi psikolojik tatmin sağlamak adına yemeyi sürdürebilmektedir. Bu durumun ardından çoğunlukla pişmanlık, suçluluk ve kendini eleştirme gibi olumsuz hisler gelişebilmektedir.
Kaygı ve Öfke Yeme Davranışını Değiştiriyor
Beslenme eylemi yalnızca vücudun enerji gereksinimiyle şekillenmemektedir. Vücudun gereksiniminden kaynaklanan durum homeostatik açlık, haz ve ödül amacıyla ortaya çıkan eylem ise hedonik açlık olarak tanımlanmaktadır. Stres ve duygusal yükün arttığı dönemlerde öz denetim mekanizmalarının etkilenebildiğini vurgulayan Tezel; kaygı ve üzüntünün yağ ile karbonhidrat oranı yüksek gıdalara yönelimi artırabileceğini, öfkenin ise daha hızlı ve kontrolsüz yemeyi tetikleyebileceğini bildirmektedir. Bu nedenle duygusal yeme eylemi sırf irade eksikliği olarak değerlendirilmemelidir.
Tekrarlayan Yeme Döngüsünü Kırma Yolları
Zorlayıcı duygular karşısında yiyeceklere yönelmek kısa vadede rahatlama sağlasa da sonrasında oluşan pişmanlık hissi kişiyi yeniden aynı döngünün içine çekebilmektedir. Bu kısırdöngüyü kırmak için yeme isteğinin hangi duygunun ardından belirdiğini fark etmek kritik önem taşımaktadır. Ayrıca uzun süreli açlıkların ve öğün atlamaların kontrolsüz yeme krizlerini tetiklediği unutulmamalıdır. Su içmek, kısa yürüyüşler yapmak ve dikkati başka yöne kaydırmak anlık rahatlama sağlasa da asıl çözüm altında yatan duyguyu doğru tanımaktan geçmektedir.
Çevresel etkenler, gıdaların kolay ulaşılabilir olması, kokusu, görsel cazibesi ve reklamlar, fiziksel bir gereksinim bulunmadığı halde yeme arzusunu tetikleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra değersizlik, yalnızlık, dışlanmışlık veya reddedilme gibi duygusal süreçler kişileri yiyecekler aracılığıyla teselli aramaya sevk edebilmektedir.
Duygusal yeme atakları kişinin günlük yaşam kalitesini olumsuz etkilemeye başladığında, yemek sonrası yaşanan suçluluk ve çaresizlik hissi yoğunlaştığında profesyonel bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle ergenlik döneminde bilinçsizce uygulanan diyetler ile kontrolsüz kilo alıp verme süreçlerinin ciddi bedensel ve ruhsal sonuçlar doğurabileceği belirtilerek, ebeveynlerin bu tür davranış değişikliklerini yakından takip etmesi gerektiği vurgulanmaktadır.





