Eskiden kumar dediğimizde akla belli mekânlar gelirdi. Kapısından girilen, ışıkları, masaları, belli bir havası olan yerler… Şimdi öyle mi? Artık kumar cebimizde. Üstelik sessiz, kokusuz, iz bırakmadan. Bir dokunuşla, bir kaydırmayla. Kimse görmeden, kimse duymadan. İşte asıl tehlike de tam burada başlıyor.

Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SODİGEM) Müdürü Prof. Dr. Adile Aşkım Kurt’un da altını çizdiği gibi sanal bağımlılık, gerçekten de çağımızın kanseri. Dijital kumar, insanı bağımlı olduğu hissini bile yaşatmadan içine çeken sinsi bir sarmal. Fiziksel bir ortama gitmeye gerek yok. Zaman yok, mekân yok. Anonimlik var. Kimliğin gizli, yüzün görünmüyor, hesabını kimse sormuyor. Ve en tehlikelisi: “Kontrol bende” duygusu.

Hikâye genellikle masum başlıyor. Bir maç kuponu… “Takımı tanıyorum”, “İstatistikleri biliyorum”, “Strateji geliştiriyorum”… Bir süre sonra iş bilgiyle değil, beklentiyle yürüyor. O beklenti dopamini besliyor. Kazanma ihtimali değil, kazanma hayali insanı ayakta tutuyor. Ama bir noktadan sonra o dopamin yetmiyor. Daha hızlısı, daha sıcağı, daha anlık olan devreye giriyor. Casino oyunları. Sanal masalar. Dijital ruletler. Ve düşüş hızlanıyor.

Rakamlar meselenin ne kadar ciddi olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Yeşilay Danışmanlık Merkezi’ne sanal kumar bağımlılığı nedeniyle başvuran yaklaşık 14 bin kişinin verileri hiç de “marjinal” bir tabloya işaret etmiyor. Başvuranların yüzde 85’i çalışıyor. Yüzde 86’sı lise ve üzeri eğitimli. Yani bu mesele “işsiz”, “eğitimsiz” ya da “kenarda kalmış” insanların sorunu değil. Tam tersine, sistemin içinde olan, hayatın tam göbeğinde duran insanların meselesi. En çarpıcı veri ise cinsiyet dağılımı: Yüzde 97 erkek. Bu oran bile tek başına alarm zillerini çaldırmaya yetiyor.

Bağımlılığın sonuçları sadece bireyi değil, çevresini de vuruyor. Sürekli yalanlar, gizlenen telefonlar, yalnız kalma çabası, maddi sıkıntılar, kaybolan eşyalar… Dijitalde başlayan süreç, çok hızlı biçimde fiziksele taşınıyor. Evde huzur kalmıyor, ilişkiler bozuluyor, öfke ve şiddet eğilimi artıyor. Ve çoğu zaman herkes durumu fark ettiğinde iş işten geçmiş oluyor.

Bir de gençler var… Belki de en kırılgan grup. Zor ekonomik koşullar, gelecek kaygısı, “hızlı para” vaadi. Dijital kumar gençlere bir umut gibi sunuluyor. Kolay kazanma hayali, bir statü atlama aracı gibi pazarlanıyor. Oysa gerçekte olan, umutların sistemli biçimde sömürülmesi. Beyin kimyasının bu tuzağa ne kadar açık olduğu da ortada. Dopamin, beklentiyle birlikte çalışıyor ve kişi farkına varmadan kendini o döngünün içinde buluyor.

Peki çözüm ne? Sadece siteleri kapatmak mı? Hayır. 2024 yılında yaklaşık 375 bin web sitesinin erişime engellenmiş olması tek başına yeterli değil. Çünkü kapatılan her sitenin yerine yenisi açılıyor. İsim değişiyor, adres değişiyor ama yöntem aynı kalıyor. Dünyadaki örnekler bize başka yollar olduğunu gösteriyor. Almanya’da limit sistemi, İngiltere’de merkezi engelleme modeli… Yani bireyin “ben istemiyorum” deme hakkını gerçekten koruyan mekanizmalar.

Ama işin en kritik noktası yine dönüp dolaşıp bireye ve aileye geliyor. Aileler davranış değişikliklerini ciddiye almak zorunda. Sürekli yalan, gizli harcamalar, bilinmeyen ödemeler, ani para ihtiyaçları… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Görmezden gelinen her işaret, bağımlılığın biraz daha derinleşmesi anlamına geliyor.

Sanal kumar bağımlılığı, görmezden gelindikçe büyüyen bir sorun. Ne kadar erken fark edilirse, o kadar erken müdahale edilebilir. Aksi halde cebimizdeki casino, sadece bireyleri değil, aileleri ve toplumu da sessizce tüketmeye devam edecek. Ve biz hâlâ “bana bir şey olmaz” demeyi sürdürürsek, olan hepimize olacak.