12.03.2020, 06:40

BELA HANÇERİNİN SUYU BEKA VADİSİ ÇEŞMESİNDEN AKAR

İnsanlık var olalı Habil ile Kabil’den bu yana kavgalar ve kargaşalar hep süre gelmiştir. Bir tarafta mazlumlar ve diğer tarafta zalimler güruhu. İnsanlık coğrafyasının değişik yerlerinde savaşlar ve itiş kakışlar vicdanlarda birer kanserli urdur. Belâ hançerinin suyu, beka vadisi çeşmesinden akar, derler.

 

İlk paragrafı tarihin en acı bir olayı ile misalleyelim. Hz. Hüseyin Medine’i Münevvere, Mekkei Mükerreme, Kâbe-i Muazzama ile Ravza-i Mudahhara’dan mahrum olup Kerbelâ çölünde ezaya ve cefaya uğradı. Onun çektiği mihnet, Hz. Âdem’in çektiği mihnetten beterdir.

 

Hz. Peygamber, bir gün risalet eyvanının gölgesinde otururken Ali Murtaza’nın oğulları Hasan-ı Mücteba ile Hz.Hüseyin de yanlarında bulunuyorlardı. O anda Cebrail, Hz. Resule Allah’tan selâm getirdi. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i işaret etti ve dedi:

-Ya Muhammed, onları sever misin? Hz. Peygamber buyurdu:

-Evlâdenâ ve ekbadenâ! Bu söz, evlâtlarımız ve ciğer parelerimiz manasınadır. Cebrail sordu:

-Ya Resülallah! Sevgileri eşit midir, farklı mıdır? Hazret-i Resul buyurdu:

-Lâ fark beyne Hüma! İkisi arasında fark yoktur, anlamında bir sözdür. Biri maarif denizinin incisi ve diri de feleğin yıldızı gibidir. Cebrail, dedi:

-Ya Resulullah! Bu şehzadelerin biri cefa zehri ile ölecektir. Birinin de, kılıçla bağrını delecekler. Hz. Resul buyurdu:

-Men yef’alü hâzâ bi hüma? Bu soru, bu işi kim yapacak? Anlamındadır. Cebrail, cevap verdi:

-Ey Allah’ın Resulü, bu işi vefasız ümmetlerin yapacaktır. Hz. Peygamber:

-Acaba, hangi suçlarından ötürü onları öldürecekler? Cebrail söyledi:

-Suçları olmayacak!

 

Hazret-i Resul, bu belâlardan dolayı çok üzüldü. Cebrail, kendisini teselli için Allah katından “Biz, size kısasların en güzelini indirdik” açıklamasının olduğu Yusuf suresini getirdi.  Bu konu, İmam-ı Rukneddin’in tefsirinde geçer. Yusuf Peygamber, kardeşi Şemun’a:

 

-Ey kardeş! Susuzluğum zehir oldu. Ciğerlerimi parçalıyor. Hayatım son bulmak üzeredir. Ne olur, bir damla su olsa da ıstırap ateşimi, söndürsem. Ciğerlerimin hararetini gidersem, deyince mürüvvetsiz Şemun, Yusuf’a göstere göstere su dolu maşrapayı yere döktü. O suyu, toprağa reva gördü de,  kardeşi Yusuf’a layık görmediği gibi o melunlar da Kerbelâ sahrasında Fırat’ın suyunun bütün mahlûkata helal olduğunu bildikleri halde peygamber soyuna vermediler. Hidayet yolu açıkken delalete düştüler. Hz. Peygamber, Kerbelâ’da Hüseyin’in hâlini görseydi, üzüntüsü ne dereceyi bulurdu?

 

Kardeşleri, Hz. Yusuf’u kuyuya atıp ayrıldılar. Kenan iline geri dönerken yorgunluktan bir yerde uyuya kaldılar. Kardeşlerden biri gizlice kör kuyuya geri geldi ve dedi:

-Ey kardeş! Dirimisin ölümüsün, söyle hâlin nicedir? Hz. Yusuf sordu:

-Sen de, kimsin? Benim gibi garibin halini sorarsın! Kardeşi, Yusuf’a:

-Ben, kardeşin Yehuda’yım! Ey kardeşim, hâlinden bahset! Hz. Yusuf Cevap verdi:

-Ey sevgili kardeşim! Yabancılardan cefa görünce kardeşlerinden yardım isteyenin kardeşleri cefa ettiğinde hâli nasıl olur? Yehuda:

-Ey kardeş, ne hâlde olduğunu öğrendim. Bir vasiyetin varsa söyle! Yehuda, kuyudaki kardeşi Yusuf’un isteğini sormadı, ne yazık ki vasiyetini sordu. Hz. Yusuf cevap verdi:

-Vasiyetimi iyi dinle, babamın huzurunda toplu haldeyken uğradığım zulmü ve halimdeki perişanlığı anlat! İhtiyar babamızın gönlünü alın ve hatırını kırmayın!

 

Aman Allah’ım! Bu ne hâldir ki,  bu iki olay arsında bu kadar münasebet olsun! Benzerlik olsun! Kerbelâ sultanı Hz. Hüseyin de, evladı-ı İmam-ı Zeynelabidin’e vasiyetinde:

 

-Ey ciğer parem, oğlum! Selâmı mı, ümmetin Salihlerine yani iyilerine ilet! Ne zaman mazlum, mağdur, mahrum ve mahzun bir garip görürlerse benim masumluğumu, mağdurluğumu, mahzunluğumu ve garipliğimi hatırlasınlar!  

 

Sözün özü, karamsarlığa kapılan Hz. Yakup’un feryat ve figanına gökteki melekler dayanamayıp ağlaştılar. Ağlaşarak Allah’a, Yakup ve Yusuf için yalvardılar. Dualarında:

-Ya Rab! Yusuf’u, Yakup’a kavuştur. Bize izin ver, onlara yardım edelim! Hz. Cebrail, Hz. Yakup’a nida etti:

-Ey Yakup! Senin ağlayışın melekleri de ağlattı. Dinsel kitaplarda: Hz. Zeynelabidin, Kerbelâ olayından sonra devamlı ağlardı, denilmektedir.

 

Mazlumun hâline, zulüm karşısında hangi vicdan sahibinin gözyaşı akmamak için direnebilir ki? Aklıselim olan bela ateşinin fitilini nasıl ateşler? Aklıselim, ilahi kameraların 7/24 kayıtta olduğunun farkında olan kişidir.

 

Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!

Yorumlar
Yükleniyor...
0
.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@