Son yıllarda sokaklarda, caddelerde, işyerlerinde ve alışveriş merkezlerinde yabancı dilde tabelaların hızla arttığına tanık oluyoruz…
Öyle ki bazı caddelerde yabancı dildeki tabelaların sayısı Türkçe tabelaları geçmiş durumda…
İnsan ister istemez durup düşünüyor:
“Hangi ülkede yaşıyoruz?”
Bazen bir caddede yürürken etrafımdaki tabelalara bakıyorum. İngilizce kelimeler, yabancı isimler, yabancı sloganlar hatta yabancı logolar…
Ve kendi kendime soruyorum:
“Burası neresi?”
Elbette günümüzde yabancı dil öğrenmek, dünyaya açılmak ve farklı kültürlerle iletişim kurmak çok önemli…
Ama kendi ülkemizde kendi dilimizi geri plana itmek, dış ülkelerin kültür empeyalizmi karşısında tutsak olmak başka bir mesele…
Tam da bu noktada AHPADİ Başkanı Mehmet Ektaş’ın Türk Dil Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklama dikkat çekiyor…
Ektaş, günlük hayatımızın birçok alanında sanki Türkiye’de değil de İngiltere veya Amerika’da yaşıyormuşuz gibi bir duyguya kapıldığımızı söylüyor…
Aslında hepimizin zaman zaman yaşadığı bir duygu bu…
Çünkü dil yalnızca kelimelerden ibaret değildir…
Dil, bir milletin hafızasıdır, kültürüdür, kimliğidir…
TÜRKÇE SADECE BİR DİL DEĞİL
Her ne kadar farsça ve Arapçanın etkisinde kalmış olsa da Türkçe, Türk milletinin yüzyıllardır taşıdığı en önemli ortak değerlerden biri…
Ektaş’ın verdiği bilgilere göre dünyada yaklaşık 250 milyon insan Türk dilleri ailesinden bir dille konuşuyor. Yani Türkçe de dünyanın en fazla konuşulan dilleri arasında yer alıyor…
Böylesine köklü ve zengin bir dile sahipken, kendi ülkemizde Türkçenin giderek daha az görünür hale gelmesini sorgulamak gerekiyor…
Bugün bir tabela…
Yarın bir reklam…
Sonra bir sosyal medya paylaşımı…
Derken yabancı kelimeler günlük hayatımızın her alanına yerleşiyor...
Üstelik bunun adı çoğu zaman “modernlik” olarak sunuluyor…
Oysa modern olmak, kendi dilinden uzaklaşmak değildir…
Dünyaya açık olmak, kendi kültürünü ve dilini geri plana atmak anlamına gelmez…
Yabancı dil bilmek başka, kendi dilini unutmak ya da ikinci plana atmak başka şeydir…
TABELALAR SADECE TABELA DEĞİLDİR
“Ne olacak canım, tabeladan ne çıkar?” denilebilir…
Aslında çok şey çıkar…
Çünkü sokaklarımızda gördüğümüz her kelime, özellikle çocukların ve gençlerin günlük hayatına giriyor…
Girmekle de kalmıyor belleklerine yerleşiyor...
Ve kullandığımız kelimeler zamanla kanıksanarak alışkanlığa dönüşüyor…
Alışkanlıklar ise kültürümüzün bir parçası haline geliyor…
Bu nedenle mesele yalnızca bir işyerinin tabelası olmaktan çıkarak farklı kültürlerin silahı haline geliyor...
Mesele, şehirlerimizin görüntüsüdür…
Mesele, çocuklarımızın hangi kelimelerle büyüdüğüdür…
Mesele, kendi dilimizin günlük hayatta ne kadar görünür olduğudur…
Oysa özellikle büyük kentlerimizde Slav uluslarının Kiril alfabesinden, dünyanın en kalabalık ulusu Çin’in kullandığı Pinyin alfabesinden tutun farklı ülkelerin kullandığı marjinal harflerden oluşan tabelalar bile bazı iş yerlerinin vitrinlerinde ya da kapılarında boy gösteriyor...
BELEDİYELERE DE GÖREV DÜŞÜYOR
Burada yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor…
Elbette ticari işletmelerin marka tercihleri ve özgürlükleri göz ardı edilemez…
Ancak kamuya açık alanların düzenlenmesi, tabela ve reklamların ilgili mevzuata uygunluğunun denetlenmesi de kamu kurumlarının görevleri arasında…
Bazı büyükşehir ve ilçe belediyeleri, tabelalardaki yabancı kelime oranını sınırlayan veya Türkçe kelimelerin daha büyük yazılmasını zorunlu kılan kararlar almaktadır…
Eskişehir’deki belediyelerde bu konuda daha çok hassasiyet göstermeliler…
O halde sormak gerekiyor:
Yabancı dildeki tabela, reklam ve ilanlar konusunda yeterli denetim yapılıyor mu?
Türkçenin kamusal alanda daha görünür olması için ne yapılıyor?
Bu soruların cevabını artık konuşmamız gerekiyor.
ÇOCUKLARIMIZA HANGİ DİLİ BIRAKACAĞIZ?
Asıl mesele burada başlıyor…
Çocuklarımız ve gençlerimiz Türkçenin zenginliğini ne kadar biliyor?
Günlük hayatlarında kaç Türkçe kelime kullanıyorlar?
Kendi dilimizin birbirinden güzel kelimeleri dururken neden her gün yeni yabancı kelimeleri hayatımıza sokuyoruz?
Türkçeyi korumak tabiki yalnızca tabelaları değiştirmekle mümkün değil…
Önce çocuklarımıza Türkçeyi sevdirmeliyiz…
Gençlerimizin kelime dağarcığını geliştirmeliyiz…
Doğru Türkçe kullanımını teşvik etmeliyiz…
Ve Türkçeyi kullanmayı bir zorunluluk değil, ulusumuzun önemli bir değeri olarak genç beyinlere anlatmalıyız...
Çünkü dil, bir ulusun bayrağı gibi en önemli simgelerinden biridir...
Çünkü dil, geçmiş ile gelecek arasındaki en güçlü köprülerden biridir…
O köprü zayıflarsa yalnızca kelimelerimizi değil, kültürel hafızamızı da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız…
Türkçe bu ülkenin ses bayrağıdır
Türkiye’de yaşıyoruz…
Elbette caddelerimizde, sokaklarımızda dünyanın farklı dillerinden kelimeler bulunabilir. Yabancı dil öğrenmekten, kullanmaktan ve dünyaya açılmaktan kimsenin korkması gerekmez…
Ama kendi ülkemizde kendi dilimize yabancı kalırsak, kendi dilimizi görünmez hale getirirsek, ülkemize, insanımıza en büyük kötülüğü yapmış sayılırız...
Bir kez daha ve yüksek sesle haykırmak isterim ki: Türkçe bu ülkenin ses bayrağıdır! (Türkçe ulusal kimliğimiz ile bağımsızlığımız için ne kadar hayati bir öneme sahip. Ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca da Türkçeyi dalgalanan bir bayrağa benzeterek, vatanı korumakla dili korumanın aynı şey. Dilimize sahip çıkmalıyız. Dilimiz, kültürümüzü ve bağımsızlığımızı geleceğe taşıyan en güçlü bağdır” diyor...
Öyleyse tabelalarımıza, reklamlarımıza, sokaklarımıza, caddelerimize ve günlük hayatımıza biraz daha özen gösterelim...
Çünkü mesele sadece tabelada ne yazdığı değil…
Mesele, bu ülkenin hemen her karışında hangi dilin hâkim olduğudur…
Ve artık hep birlikte kendimize şu soruyu sormamız lazım:
Kendi ülkemizde kendi dilimize neden gereken önemi vermiyoruz?
* * *