Eskişehir’in en hayati meselelerinden biri hiç kuşkusuz su. Musluğu her açtığımızda akan suyun arkasında nasıl bir emek, nasıl bir teknoloji, nasıl bir planlama olduğunu çoğu zaman düşünmüyoruz. Ta ki barajlardaki doluluk oranları düşünceye, kuraklık kapıyı çalıncaya kadar…
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir Milletvekilleri Dr. Jale Nur Süllü ve Utku Çakırözer, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (ESKİ) İçme Suyu Arıtma Tesisi’ni ziyaret etti. Şehrin içme suyu temini ve arıtma süreçlerine ilişkin çalışmaları yerinde incelediler, teknik ekipten bilgi aldılar. Özellikle arıtma üniteleri ve suyun kaynaktan dağıtım noktalarına kadar anlık takibini sağlayan SCADA sistemi üzerinde durdular.
Aslında bu ziyaret bana da çok tanıdık geldi. Çünkü kısa süre önce moderatörlüğünü yaptığım 26. Gün programındaki konuklarımla birlikte biz de ESKİ’yi ziyaret etmiştik. O gün şunu çok net gördüm: Suyun musluğa ulaşması, sanıldığı kadar basit bir süreç değil. Kaynaktan alınan suyun arıtılması, analiz edilmesi, sürekli kontrol altında tutulması, kayıp-kaçak oranlarının minimize edilmesi… Hepsi ciddi bir mühendislik ve disiplin gerektiriyor.
Tesiste çalışan personelin işine ne kadar hâkim olduğunu görmek açıkçası güven vericiydi. Sadece rutin bir kamu hizmeti değil, adeta 24 saat esasına dayalı bir nöbet sistemiyle çalışan bir yapı var. Çünkü su, ertelenebilecek bir hizmet değil. Elektrik kesilebilir, internet yavaşlayabilir ama suyun kesilmesi demek hayatın durması demek.
Milletvekilleri Süllü ve Çakırözer’in ziyaret sırasında yaptığı bir vurgu ise bence en az teknik detaylar kadar önemliydi: “Kentlerimiz ve hemşehrilerimizin su ihtiyacı için tüm kurumların birlikte harekete geçmesi” gerektiği çağrısı.
Bu çağrı, sadece bir temenni değil, bir zorunluluk. Hepimizin hafızasında taze. Geçtiğimiz yaz Porsuk Barajı tarihinin en düşük seviyelerinden birini gördü. Doluluk oranı yüzde 30’a kadar geriledi. Bu rakam, kağıt üzerinde bir istatistik gibi görünebilir ama arkasında ciddi bir risk barındırıyor. Çünkü Porsuk, Eskişehir’in can damarı.
Bu yıl da tablo çok iç açıcı değil. Şu ana kadar Eskişehir, beklenen ölçekte ve süreklilikte yağış almadı. İklim krizinin etkilerini artık teorik tartışmalarla değil, doğrudan günlük hayatımızda hissediyoruz. Kışın kar görmeyen bir şehir, yazın daha büyük bir susuzluk riskiyle karşı karşıya kalıyor. Tam da bu noktada “sürdürülebilir su yönetimi” kavramı lafta kalmamalı.
Mevcut kaynakların korunması, yeni su kaynaklarının araştırılması, kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi, teknolojik altyapının güçlendirilmesi… Bunların her biri bir zincirin halkası. Zincirin bir halkası zayıf olduğunda tüm sistem risk altına giriyor.
ESKİ’nin AR-GE çalışmaları kapsamında yürüttüğü yeni nesil su sayaçları gibi projeler, aslında işin sadece bugünü değil yarını da düşünülerek planlandığını gösteriyor. Ancak kurumların çabası tek başına yeterli değil. Çünkü su yönetimi sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir bilinç meselesi.
Evde diş fırçalarken açık bırakılan musluk, bahçede gereğinden fazla sulanan çim, araç yıkarken harcanan litrelerce su… Hepsi birikiyor. Ve o biriken tüketim, barajdaki seviyeye doğrudan yansıyor. Bugün belki musluğumuzu açtığımızda su akıyor. Ama yarının garantisi, bugünkü bilinçli tüketimimizden geçiyor.
O yüzden hem yerel yönetimlerin hem merkezi idarenin hem de milletvekillerinin bu konuda ortak akılla hareket etmesi son derece kıymetli. Siyasi görüş ayrılıkları bir kenara bırakılıp söz konusu Eskişehir’in suyu olduğunda tek ses olunabilmeli. Çünkü suyun partisi olmaz.
Ben ESKİ ziyaretinde şunu gördüm: Teknik altyapı güçlü, insan kaynağı donanımlı, niyet var. Milletvekillerinin de süreci sahiplenmesi önemli bir destek. Ancak bu tabloyu tamamlayacak olan en önemli aktör bizleriz.
Belki büyük projeler geliştiremeyiz ama musluğu biraz daha az açabiliriz. Belki baraj inşa edemeyiz ama tüketim alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz. Unutmayalım, su medeniyettir. Ve bir şehir suyu kadar güçlüdür. Eskişehir’in yarın susuz kalmaması için bugün daha bilinçli olmak zorundayız.