Eskişehir’de Trafik: Yol mu Yetmiyor, Sabır mı?

Eskişehir trafiği konuşulurken genelde oklar tek bir yere çevriliyor: Belediyeye. Yapılmayan yollar, geç açılan kavşaklar, eksik düzenlemeler… Elbette yerel yönetimlerin sorumluluğu büyük. Şehir büyüyorsa, altyapı da buna ayak uydurmak zorunda.

Ama trafikte yaşadığımız her sorunu sadece betonla açıklamak da kolaycılık olur.

Aynı saatlerde aynı noktalarda kilitlenen bir şehirde yaşıyoruz. Bu artık sürpriz değil. Buna rağmen sabah trafiğine hazırlıksız çıkan, alternatif güzergâhı denemeyen, en küçük gecikmede korna ile tepki veren bir alışkanlık hâlâ devam ediyor.

Belediyenin görevi; yolu yapmak, ışığı düzenlemek, akışı planlamak. Vatandaşın görevi ise o düzenin bir parçası olmak. Yaya geçidinde durmayan, sinyal vermeyen, “bir dakika” diye ikinci sıraya park eden herkes, trafiğin bir parçası değil, sebebi hâline geliyor.

Eskişehir aslında mesafeleri kısa, ulaşımı mümkün bir şehir. Büyük metropollerle kıyaslandığında avantajlı. Buna rağmen trafikteki stres bu kadar hissediliyorsa, mesele sadece araç sayısı değildir. Mesele, şehir kültürüdür.

Trafik, şehir hayatının en çıplak hâlidir. Kurala uymayan da, sabırsızlanan da, hakkını başkasının önüne geçen de en net orada görünür. Direksiyon başındaki tavrımız, günlük hayattaki anlayışımızdan bağımsız değil.

Belediyeler yeni yollar yapmalı, elbette. Ama yolları yaşanır kılan, üzerindeki insan davranışıdır. Sabır olmadan asfalt yetmez. Saygı olmadan düzen işlemez.

Şehir hayatı, sadece yönetilen bir şey değildir.
Yaşanan, paylaşılan ve birlikte öğrenilen bir süreçtir.

Bu yüzden Eskişehir trafiğini konuşurken tek bir adres göstermek yerine, aynaya da bakmak gerekiyor.