Türkiye’de bir düzenleme yapılır, vatandaş itiraz eder, iş dünyası alkış tutarsa, orada durup iki kez düşünmek gerekir. Çünkü genelde o tür kararların faturası vatandaşa çıkar. Yurt dışındaki e-ticaret platformlarından gerçek kişiler adına gelen, kıymeti 30 avroya kadar olan ürünlerde basitleştirilmiş gümrük beyannamesinin kaldırılması da tam olarak böyle bir tablo ortaya koydu.
Karar açıklandıktan sonra toplumun geniş bir kesiminden ciddi tepkiler yükseldi. Gençler, öğrenciler, hobiyle uğraşanlar, küçük atölyelerde üretim yapanlar, AR-GE çalışanlar bu düzenlemenin hayatlarını zorlaştıracağını açıkça söyledi. Buna karşılık iş dünyası, İstanbul Ticaret Odası’ndan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne kadar birçok kurum, karara açık açık destek verdi. Yani ortada bir belirsizlik yok: Taraflar net.
Peki bu destek neden? Çünkü bu düzenleme, bireysel tüketiciyi değil; piyasayı kontrol edenleri rahatlatıyor. Bugün Türkiye’de yurt içinde bulunamayan yüzlerce ürün var. Özellikle elektronik, teknik ekipman ve özel parçalar söz konusu olduğunda insanlar yurt dışına yönelmek zorunda kalıyor. Bu bir keyif değil, zorunluluk. Alternatif olmadığı için yapılan bir tercih.
Bir de fiyat meselesi var. Yurt içinde bulunan birçok ürün, yurt dışı fiyatının iki hatta üç katına satılıyor. Vatandaş zaten ekonomik olarak ayakta durmaya çalışıyor. Buna rağmen üretmekten, öğrenmekten, kendine yeni bir alan açmaktan vazgeçmeyen insanlar vardı. Şimdi bu insanlar, daha pahalıya, daha zor, daha uzun süreçlerle ürün temin etmek zorunda bırakılıyor.
Ticaret Bakanlığı, kararın gerekçesini ürün güvenliği üzerinden açıklıyor. Yapılan denetimlerde sınır ötesi e-ticaret platformlarından temin edilen ürünlerin önemli bir kısmının uygunsuz çıktığı ifade ediliyor. Elbette halk sağlığı önemlidir. Kimsenin buna itirazı olamaz. Ama sorun şurada başlıyor: Uygunsuz ürünle, bireysel kullanım için getirilen her ürünü aynı sepete koymak, çözüm değil; kolaycılıktır.
Eğer mesele gerçekten ürün güvenliği olsaydı, yurt içinde satılan ve denetimi tartışmalı ürünlere de aynı hassasiyet gösterilirdi. Ama orada işler daha karmaşık, daha zor. Çünkü orada güçlü aktörler var. Bireysel sipariş ise müdahale etmesi en kolay alan.
Bu düzenlemeden en çok etkilenen kesim belli: Evinde, garajında, küçük atölyesinde bir şeyler üretmeye çalışan insanlar. Devletten teşvik beklemeyen, destek istemeyen; sadece önüne engel konulmamasını talep edenler. Bu karar, tam da o kesimin önüne yeni bir duvar örüyor.
İş dünyasının bu karara verdiği destek, aslında meselenin özünü ele veriyor. Rekabetin arttığı, vatandaşın alternatif bulabildiği bir alan daraltılıyor. Piyasa, daha az seçenekli ve daha pahalı bir hale geliyor. Bu, vatandaşın değil; belli grupların lehine bir tablo.
Sonuçta olan yine vatandaşa oluyor. Seçenekler azalıyor, maliyetler artıyor, üretmek zorlaşıyor. “Koruma” adı altında getirilen bu düzenleme, korunanın kim olduğunu açıkça gösteriyor.
Ve insanın aklına şu soru geliyor: Bu karar gerçekten halk sağlığı için mi alındı, yoksa piyasanın dengesi bozulmasın diye mi? Cevap, destek verenlerin kim olduğuna bakınca zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor.