Takvimler 21 Ocak’ı gösterdiğinde, belki de yılın en sade ama en anlamlı günlerinden biriyle karşılaşırız: Ulusal Sarılma Günü. Gösterişsizdir; hediyesi yoktur, süslü vitrinleri de. Ama insan ruhuna temas eden, görünmeyen bir gücü vardır. Çoğu zaman farkına varmadan yaptığımız bu basit eylem, aslında psikolojimizin en derin katmanlarına dokunan güçlü bir iyileştiricidir.
Modern hayat, insanı tuhaf bir yalnızlığa sürüklüyor. Kalabalıklar içindeyiz ama temas eksik. Oysa insan, doğası gereği temasa muhtaç bir varlık. Psikoloji alanında yapılan pek çok deney ve gözlemsel çalışma, fiziksel temasın güven duygusunu artırdığını ve stres seviyesini düşürdüğünü ortaya koyuyor. Sarılma sırasında vücutta salgılanan oksitosin hormonunun, halk arasında “bağlanma hormonu” olarak anılması boşuna değil. Bu hormon, kaygıyı azaltıyor, kalp atışlarını düzenliyor ve kişiye kendini daha güvende hissettiriyor.
Bir deneyde, stresli bir durumla karşılaşmadan önce kısa süreli fiziksel temas yaşayan bireylerin, aynı durumu yaşayan ama temas kurmayanlara kıyasla daha sakin kaldıkları gözlemlenmiştir. İlginç olan şu: Sarılmanın süresi ya da kiminle yapıldığı kadar, samimiyeti de belirleyici bir unsur. Zoraki bir temas değil, içten gelen bir sarılma, psikolojik etkiyi katbekat artırıyor.
Sarılmak sadece bireysel değil, toplumsal bir iyileşme aracıdır da. Çocuklukta yeterince temas gören bireylerin, ileriki yaşlarda duygularını ifade etme konusunda daha rahat oldukları biliniyor. Aynı şekilde, zor zamanlardan geçen bir yetişkin için de bazen uzun cümleler kurmaktan çok, sessiz bir sarılma daha anlamlıdır. Çünkü sarılma, kelimelerin yetersiz kaldığı yerde konuşur.
Elbette her sarılma herkese iyi gelmeyebilir; kişisel sınırlar ve bireysel deneyimler her zaman önemlidir. Ancak karşılıklı rıza ve güven ortamında gerçekleşen bir sarılma, insanın “yalnız değilim” duygusunu pekiştirir. Bu duygu, günümüzün en büyük psikolojik ihtiyaçlarından biridir.
21 Ocak Ulusal Sarılma Günü, belki de bize şunu hatırlatmak için var: İyileşmek için her zaman büyük çözümlere ihtiyacımız yok. Bazen bir an durmak, karşımızdakini gerçekten hissetmek ve içten bir sarılmayla bağ kurmak yeterlidir. Çünkü insan, insana temas ederek güçlenir.