Şimdi dürüst olalım… “Bağımlılık” denince aklımıza hâlâ sadece sigara ya da alkol mü geliyor? Oysa bugün çocukların elinden düşmeyen telefonlar, saatlerce süren ekran maratonları, kontrolsüz oyun alışkanlıkları da işin bir başka boyutu. Üstelik yaş gittikçe küçülüyor. İlkokul çağında çocukların bile “ekransız yapamıyorum” dediği bir dönemden geçiyoruz.
Günümüzde bağımlılık türleri çeşitlenirken başlama yaşı da giderek düşüyor. Eskiden daha çok yetişkinleri ilgilendirdiği düşünülen pek çok bağımlılık türü artık çocukluk ve ergenlik döneminde karşımıza çıkıyor. Özellikle teknoloji ve dijital oyun bağımlılığı, öğrencilerin akademik başarılarını, sosyal ilişkilerini ve ruh sağlığını doğrudan etkiliyor.
Bu noktada okullar yalnızca akademik bilgi veren kurumlar değil; aynı zamanda sağlıklı yaşam becerileri kazandıran güvenli alanlar olmak zorunda.
İşte tam da bu yüzden okullarda yapılan çalışmalar kıymetli.
Rehber öğretmenlerin verdiği seminerler, sınıf içi sohbetler, düzenlenen afiş yarışmaları, Yeşilay kulüpleri… Bunlar küçük gibi görünen ama büyük kapılar aralayan adımlar. Çünkü mesele sadece “zararlı, uzak dur” demek değil. Mesele, çocuğun neden o şeye yöneldiğini anlamak.
Hiç düşündük mü? Bir çocuk neden saatlerce oyuna sığınır? Bir genç neden riskli alışkanlıklara merak salar? Çoğu zaman cevap çok karmaşık değil: Anlaşılmak istiyor olabilir. Başarısızlık duygusundan kaçıyor olabilir. Yalnız hissediyor olabilir.
Okullar bu noktada yalnızca ders anlatılan yerler değil; çocukların kendini keşfettiği, değerli hissettiği alanlar olmalı. Spor salonunda ter atabilen, müzik odasında üretim yapabilen, bir sosyal sorumluluk projesinde görev alabilen bir öğrenci; boşluk duygusunu daha az yaşar. Boşluk azaldıkça bağımlılığın tutunacağı zemin de daralır.
Unutmayalım: Bağımlılık bir sonuçtur; çoğu zaman yalnızlığın, ilgisizliğin, yönsüzlüğün sonucudur. Çocuklarımızı yalnız bırakmadığımız, onları dinlediğimiz ve desteklediğimiz sürece bağımlılıklara karşı en güçlü savunmayı oluşturmuş oluruz.
Yeşilay Haftası elbette önemli; ancak bağımlılıkla mücadele bir haftalık etkinliklerle sınırlı kalmamalıdır. Bu mücadele süreklilik ister. Okul yönetimlerinden yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarından ailelere kadar herkesin ortak sorumluluğu vardır.
Elbette öğretmenlere büyük görev düşüyor. Ama sadece onlara mı? Aileler de bu işin tam merkezinde. Akşam evde aynı masaya oturmak, gerçekten dinlemek, “Nasılsın?” sorusunu geçiştirmemek… Belki de en güçlü koruyucu önlem bu kadar basit.
Yeşilay Haftası bize bir şeyi hatırlatmalı: Bağımlılıkla mücadele bir haftalık bir program değil, bir bilinç meselesi. Panolar indirildikten sonra da sürmesi gereken bir dikkat hâli.
Sonuçta hepimizin istediği şey aynı değil mi? Sağlıklı, mutlu, kendini tanıyan bir nesil. Bunun yolu da korkutarak değil; anlayarak, konuşarak ve alternatifler sunarak ilerlemekten geçiyor.
Belki de bu hafta kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuklarımızı gerçekten neye bağlamak istiyoruz? Ekranlara mı, zararlı alışkanlıklara mı… Yoksa hayata mı?
Cevap aslında hepimizin içinde.