Geçen Ramazan aramızda olanlardan bazıları bugün hayatta yoklar.  Bu nedenle, oruç mevsimini gerektiği gibi yaşayana ne mutlu! “ORUÇLA ZENGİNLEŞEN İNSAN” başlıklı yazıma dip not düşen edebiyat öğretmenim Nihat Ateş’e sağlık ve esenlik dilerim. Hoca’mın şu şerhi: “Ramazan’a güzel bir yazı ile hoş geldin demişsin. Okuyanlar için çok yararlı ben bu yazıya katkı olarak mükellef sofralarda oruç bozanların önlerinde bir kuru ekmeği bulunmayanları da düşünmelerini isterim. Sevgiler.” aklın insafına bir şiar ve bir düstur. Onun,  temennisinden yol alarak bu yazıyı kaleme aldım.  Sağlıklı ve türlü nimetlerle bir kere daha oruç iklimi yaşatan Allah’a şükürler olsun!

 

Sadece Ramazan’da değil insan bazı sualleri kendisine daim sormalı… Sormalı ki; aklın izanı, insafı ve vicdanın şirazesinde yürüsün. İnsanı diğer canlılardan ayıran önemli özellikler yardımlaşmak, paylaşmak, dayanışmak ve kaynaşmaktır. Bu değerleri yaşamak ve yaşatmak için kültür ve ahlak gerek!  Kültür belirli bilgiler ışığında beğeni, sorgulama ve değerlendirme yeteneği gelişkinliğidir. Ahlak ise, dürüstlük ilkeleriyle zenginleşen davranış biçimleridir.  Kültür ve ahlak yozlaşmaları insani değerlerden uzaklaşmaya sebeptir.  Kültürel ve ahlaki değerler aile ve sosyal çevrede zenginlik kazanır.    

 

Günümüz sorunlarının başında “çıkar ilişkileri” geliyor. Egoizm insan zihnini iğfal edince kültürel ve ahlaki değerler tarumar oluyor. Kültür ve ahlakin değer görmediği toplumlarda paylaşım yerine yağma zihniyeti türer.  Kültür ve ahlak zafiyetinde, yardımlaşma ile dayanışmanın yerini “sömürü canavarı” alıyor. İnsana, aile ve sosyal çevre Allah’ın emanetidir. Varlıkların her biri birer emanettir. Hasta doktora, öğrenci öğretmene, iş gören işverene, mahiyetindekiler idareciye, cemaati imama,  hukuk adamına adalet, zengine servet, kudretliye güç, güçlüye masum ve mağdurlar toplumun bütün kesimlerine birer emanettir. Yaşamı hasetlikle değil gıpta ile güzelleştirmek gerek. Orucun bereketiyle toplumsal uyumu zenginleştirmek lazım…

 

“Bir imaret göster bana sonu viran olmaya. Kazan şol malı kimsenden dökülüp geri kalmaya / Dökülüp kalan malın ayruklar ala helâlin. Senden geri kalan malın sana kazanç olmaya / Ol mal ki ol Halilîdir hayırlara yeter seni. Ol mal ki Karûn’dur sahibi hiç rahat olmaya / İsrafil sûrunu ura dağlar tepeler sürüle. Bir karınca cevabını bin Süleyman veremeye / Bu dünya hep ıssız kala altını malı döküle. Sebil olup yata asla sahibi bulunmaya.” diyen Yunus Emre insan ahvalini şiir diliyle böyle tasvir etmiş. Akıl, akıldan hasetlikle değil gıpta ile ders çıkarmalı. Çıkarmalı ki, son durak hâli sorgusu kolay ola! Her varlığın mali ve hukuki sorumluluğu var. Daha ötesi, kişi eylem ve söyleminin mahşeri sorumluluğunu hiç unutmaya!         

 

Hak zuhuru sadece bir başkasının hakkını hileli veya zorla almakla olmaz. Birinin hakkını hak sahibine teslim etmemek de bir hak gaspıdır. Almak ve vermek paranın iki yüzü gibidir. Meşruiyet ölçüsünde vermesi icap eden verecek ve alması gereken de alacak. İcap kabul usulü, ikisinin birlikte vukuu bir ibadetin ifasıdır.   Aksi sıkıntıya sebeptir. Allah, bazı insanlara nimetlerini doğrudan bazılarına da, bazıları aracılığıyla verir. Misalen mağdurun bazı haklarını zengin üzerinden verir. Aslında bu durum mağdurun nasibini elinde bulunduranın sınavıdır. Almak kadar vermek de kişinin ilahi imtihanıdır. Karnı toklar, açların hâlini empatiye mecbur. Hak sahibine hakkını vermemek ne kadar haramsa hakkı olmayanı almak da o denli haramdır.

 

Sağlık ya da varlığını yitiren, yitiğini yeniden kazanmak için neler vermez? Ramazan merhamet ayıdır. Gönüllerin yumuşadığı aydır. Güçlünün, mağduru sahiplendiği aydır. Bir nevi yaşam sigortası addedilen “fıtr sadakası” mağdurun hakkıdır. Fıtr sadakası yaratılış sadakasıdır. Şükür ifadesi olarak yılda bir defa muktedirin mağdura vermesi gereken haktır. Bu sadakanın verilme vakti Ramazan ayıdır.

 

Sadaka-i fıtr vermek varlıklı insanın elinde olsa da, o para mağdurun hakkıdır. Kimse bu benim param başkasına vermem, diyemez. Mesuliyeti ağırdır. Yunus Emre, bakın şu dörtlükte: “Bilenlere sormak gerek / Bu tendeki can neymiş / Can hod Hakk’ın kudretidir / Damardaki kan neymiş” diyerek insan ahvalini dile getiriyor. Ramazan ayı toplumsal kucaklaşma ve kaynaşma zamanıdır.

Kazancınız bereketli, ömrünüz uzun olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!