Bir zamanlar insanlar yaşlanmaktan korkardı, şimdi yaş aldığının anlaşılmasından… Bir zamanlar aynalar kendimize bakmamız için vardı, şimdi değiştirmemiz gereken yerleri bulmak için karşısına geçiyoruz. Fotoğraflar hatıra biriktirmek içindi, artık kusurlarımızı silmek için defalarca düzenleniyor. Peki, ne ara kendimize bu kadar yabancılaştık?
Güzellik dediğimiz kavram, bugün yalnızca estetik bir tercih olmaktan çıktı. Neredeyse herkesin uyması gereken toplumsal bir kurala, bitmeyen bir yarışa dönüştü. Üstelik bu yarışın bitiş çizgisi de yok. Çünkü bir kusuru düzelttiğimizde başka bir kusur keşfediyoruz. Bir akıma yetiştiğimizde yenisi çıkıyor. Beğenilmek için değişiyoruz, değiştikçe daha fazlasına ihtiyaç duyuyoruz.
İnsanlara artık nasıl göründükleri değil, nasıl görünmeleri gerektiği öğretiliyor.
Pürüzsüz bir cilt, belirli ölçülerde bir beden, birbirine benzeyen burunlar, aynı dudak biçimleri, aynı yüz hatları… Sanki güzellik fabrikasında üretilmiş ortak bir yüz modeli var ve herkes o modele ulaşmaya çalışıyor. Birbirinin aynısı olmaya çalışan insanların arasında farklı olmak neredeyse cesaret istiyor.
Oysa bir yüzü özel kılan şey, kusursuzluğu değil, kendine ait hikâyesidir. Gülünce belirginleşen çizgiler, çocukluktan kalan bir yara izi, güneşin bıraktığı çiller, yılların değiştirdiği yüz hatları… Bunların her biri insanın yaşamından bir parçadır. Şimdi ise yaşanmışlıkların izlerini silmeye, doğallığı düzeltilecek bir hata gibi görmeye başladık.
Dahası, güzellik artık yalnızca beğenilmekle ilgili değil; ekonomik bir pazarın da merkezinde. Önce insana bir eksikliği olduğu hissettiriliyor, ardından o eksikliği giderecek ürün, işlem ya da yöntem sunuluyor. Önce kusur tanımlanıyor, sonra çözümü satılıyor. İnsan kendi görüntüsünden memnun olmadıkça bu pazar büyüyor.
Sosyal medya ise bu döngünün en güçlü vitrinlerinden biri. Filtrelerden geçirilmiş yüzler, uygun ışıkta çekilmiş bedenler ve gerçeğin yalnızca en beğenilebilir kısmını gösteren fotoğraflar… İnsanlar başkalarının düzenlenmiş hayatlarına bakıp kendi doğal hâllerini yetersiz bulabiliyor. Bir süre sonra aynadaki görüntüsünü değil, ekrandaki görüntüsünü beğenmeye çalışıyor.
Belki de en üzücü olanı, bu algının yalnızca yetişkinlerin dünyasında kalmaması. Henüz kendisini tanımaya, kişiliğini oluşturmaya çalışan çocuklar ve gençler de dış görünüşleri üzerinden değer biçilen bir dünyanın içinde büyüyor. Birinin kilosu, diğerinin burnu, bir başkasının saçları konuşuluyor. İnsanların karakterlerinden önce görüntülerinin değerlendirildiği bir toplumda, özgüvenin yara alması kaçınılmaz hâle geliyor.
Elbette insan kendisini değiştirmek isteyebilir. Saçını boyatabilir, makyaj yapabilir, estetik müdahale tercih edebilir. Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir. Mesele, bütün bunları gerçekten istediğimiz için mi yaptığımız, yoksa başkalarının belirlediği bir güzellik standardına yetişebilmek için mi yaptığımızdır.
Çünkü insanın kendi bedeni üzerinde söz sahibi olması kadar, o bedeni olduğu hâliyle kabul edebilmesi de önemlidir.
Belki artık güzellik üzerine konuşurken biraz daha cesur olmalıyız. Yaş almayı saklanması gereken bir durum olmaktan, kiloyu utanılacak bir özellik olmaktan, farklı görünmeyi düzeltilmesi gereken bir eksiklik olmaktan çıkarmalıyız. İnsanları birbirine benzetmeye çalışan bu anlayışın karşısına farklılıklarımızı koymalıyız.
Bir düşünün; herkes aynı yüz hatlarına sahip olsa, aynı beden ölçülerinde olsa, aynı şekilde giyinse ve aynı güzellik anlayışını benimsese, geriye nasıl bir dünya kalırdı?
Güzellik, herkese benzemek değil, kimseye benzemek zorunda olmadığını bilmektir.
Belki de aynaya her baktığımızda kendimizde değiştirecek bir şey aramak yerine, kendimizden ne kadar uzaklaştığımızı sorgulamalıyız. Çünkü kusursuz görünmeye çalışırken kaybettiğimiz şey yalnızca doğallığımız değil; kendimize ait olan yüzümüz, hikâyemiz ve kimliğimiz olabilir.
Unutmayalım; bir gün bugünün güzellik trendleri de değişecek. Bugün kusur sayılan ayrıntılar yarın moda olacak. Ama insanın kendisini sevmeyi erteleyerek geçirdiği zaman geri gelmeyecek.
Dünyanın daha fazla kusursuz yüze değil, kendi yüzünü saklamaktan vazgeçen insanlara ihtiyacı var.