Mutluluk, her şeyin yolunda gitmesi değil; yolunda gitmeyen şeylerin arasında da kendimize bir yaşam alanı açabilmektir.

Hepimizin hayatında bir ara kendimize sorduğumuz bir soru vardır: Mutlu olmanın bir formülü var mı? Eğer varsa neden bazı insanlar sahip olduklarıyla huzur bulurken bazıları her şeye sahip olsa bile kendini eksik hissediyor? Neden kimi zaman küçücük bir güzellik bütün günümüzü aydınlatırken kimi zaman en güzel haberler bile içimizdeki sıkıntıyı dağıtmaya yetmiyor?

Belki de mutluluğu yanlış yerde arıyoruz. Onu büyük başarıların, kusursuz ilişkilerin, yüksek kazançların ya da bir gün mutlaka ulaşacağımız o mükemmel hayatın içinde bulacağımızı düşünüyoruz. Kendimize sürekli yeni hedefler koyuyoruz. Şu işi de halledeyim, şu borcu da kapatayım, biraz daha para kazanayım, istediğim eve taşınayım, hayatımı düzene sokayım… Sonra mutlu olacağımıza inanıyoruz.

Oysa hayat, bir hedefe ulaştığımızda bütün sorunların sona erdiği bir yolculuk değil. Bir mesele çözülürken başka bir mesele ortaya çıkıyor. Bir dileğimiz gerçekleşirken zihnimizde yeni bir dilek beliriyor. Böylece mutluluğu sürekli bir sonraki durağa erteliyoruz. Bugünü, yarın daha iyi olacak diye tüketiyoruz.

Peki, insan geleceğe dair umutlarını kaybetmeden bugünün içinde nasıl mutlu olabilir?

Mutluluk, her şeyin yolunda olması değildir

Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor: Her gün mutlu olmak zorunda değiliz.

Bazen yorgun uyanacağız. Bazen emek verdiğimiz bir iş istediğimiz gibi sonuçlanmayacak. Bazen çok sevdiğimiz insanlarla anlaşamayacağız, bazen de nedenini tam olarak açıklayamadığımız bir sıkıntıyla güne başlayacağız. Hayatın içinde kayıplar, hayal kırıklıkları, ekonomik kaygılar ve belirsizlikler var. Bunları yalnızca olumlu düşünerek ortadan kaldırmak mümkün değil.

İnsana sürekli güçlü olmasını, gülümsemesini ve her olayın iyi tarafını görmesini söylemek de her zaman yardımcı olmuyor. Çünkü bazı sorunlar gerçekten zordur ve çözülmek için zamana, desteğe, bazen de somut adımlara ihtiyaç duyar.

Mutluluğa giden yol, olumsuzlukları yok saymaktan değil, onları hayatın tamamı hâline getirmemekten geçiyor.

Peki, mutluluğun formülü ne?

Belki de mutluluğun herkes için geçerli, değişmez bir formülü yok. Çünkü kimi insanı kalabalıklar mutlu ederken kimi insan yalnız kaldığında huzur buluyor. Kimi için başarı, kimi için ailesiyle geçirdiği zaman, kimi içinse özgürce kurabildiği bir hayat anlam taşıyor.

Ama mutluluğu besleyen bazı ortak noktalar var: Kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamamak, ilişkilerimize emek vermek, bedenimize ve ruhumuza iyi bakmak, gerektiğinde dinlenmek, yardım istemekten çekinmemek ve hayatımızın anlamını yalnızca başarılarımızla ölçmemek…

Bunların yanında kendimize karşı daha anlayışlı olmak da önemli. Başkalarının hatalarına gösterdiğimiz hoşgörüyü kendimizden esirgememek, her şeyi yetiştiremediğimizde kendimizi suçlamamak, yorulduğumuzda durabilmek…

Çünkü insan yalnızca çalışarak, üreterek, kazanarak ve başarmaya devam ederek var olamaz. Bazen hiçbir şey yapmadan dinlenmeye, bazen bir şeyleri yeniden düşünmeye, bazen de sadece kendisi olmaya ihtiyaç duyar.

Mutluluk, her an iyi hissetmek değil; kötü hissettiğimiz zamanlarda da kendimize iyi davranabilmektir.