Hematolojik ve genetik pek çok hastalığın tedavisinde uygulanan kök hücre naklinde, doğru donörün belirlenmesi ve sağlık durumunun kapsamlı biçimde değerlendirilmesi sürecin başarısını doğrudan etkiliyor.
Kök Hücre Naklinin Uygulandığı Hastalıklar ve Amaçları Kök hücre nakli; lösemi, lenfoma, multipl miyelom, miyeloproliferatif hastalıklar ve miyelodisplastik sendromun yanı sıra nöroblastom, glioblastom, Ewing sarkomu ile medulloblastom gibi kanser türlerinde tercih ediliyor. Bununla birlikte talasemi, orak hücreli anemi, aplastik anemi, depo hastalıkları, bağışıklık yetersizlikleri ve otoimmün rahatsızlıklarda da kullanılıyor. Kanser vakalarında nakil öncesinde kemoterapi, immüno-kemoterapi veya tüm vücut ışınlaması gibi hazırlama tedavileriyle kanserli hücrelerin temizlenmesi hedeflenirken, bağışıklık sistemi hastalıklarında ise sistemin yeniden yapılandırılması amaçlanıyor.
Donör Seçiminde HLA Uyumu ve Yaş Sınırları Kök hücre bağışında donörlerin kendi iradeleriyle ve karşılık beklemeden onay vermesi gerekiyor. Reşit olmayan donörlerde ebeveyn onayı aranırken, akraba donörlerde üst yaş sınırı genellikle 60 olarak uygulanıyor. TÜRKÖK akraba dışı donörlerde yaş sınırını 50 olarak belirlerken, bazı ülkelerde bu sınır 60-65 yaşa kadar çıkabiliyor. Donörün kemik iliği rezervi ve genel sağlık durumu yaştan daha büyük önem taşıyor. Nakil başarısını artırmak ve komplicasyonları önlemek amacıyla yapılan HLA tiplendirmesinde; akrabalarda 6/6 tam uyum aranırken, akraba dışı taramalarda 10/10 tam uyum kriteri esas alınıyor.
Akraba Dışı Donör Tarama Süreçleri ve Alternatifler Akraba içi taramalarda uygun donör bulunma oranı yaklaşık yüzde 25 seviyesinde kalıyor. Uyumlu akraba bulunamadığı durumlarda TÜRKÖK veri tabanı üzerinden yurt içi taramalar gerçekleştiriliyor. Yurt içinde de uygun eşleşme sağlanamazsa İstanbul'da TRIS, Ankara'da ise TRAN aracılığıyla uluslararası donör bankalarına başvuruluyor. Tam uyumlu bağışçı bulunamayan vakalarda ise 5-8/10 uyuma sahip yarı uyumlu (haploidentik) donörlerden allojeneik nakil yapılabiliyor. Ancak HLA uyumsuzluğu arttıkça graft yetersizliği ve doku reddi gibi risklerin yükseldiği belirtiliyor.
Donör Adaylarının Ayrıntılı Sağlık Değerlendirmesi Bağışçı adayları genetik rahatsızlıklar, bulaşıcı hastalıklar, kronik ve psikiyatrik durumlar ile ailevi kanser öyküsü açısından detaylı incelemeye tabi tutuluyor. Tıbbi muayenelerin yanı sıra tam kan, pıhtılaşma, biyokimya ve enfeksiyon testleri yapılıyor. Kan grubu uyumsuzluğunun nakil için engel teşkil etmediği vurgulanırken, adayların kardiyoloji, göğüs hastalıkları ve gerekli durumlarda kadın hastalıkları bölümlerince konsülte edildiği aktarılıyor. Yapılan tetkikler sonucunda donörler bağışa kabul edilebildiği gibi geçici veya kalıcı olarak reddedilebiliyor.
Kök Hücre Kaynakları ve Uygulanan Yöntemler
-
Periferik Kök Hücre: En sık kullanılan kaynak olup anestezi gerektirmemesi ve hücrelerin daha hızlı tutunması avantaj sağlar. Büyüme faktörü (G-CSF) kullanımına bağlı kemik ağrısı ve aferez ihtiyacı ise dezavantajları arasındadır.
-
Kemik İliği: Hematolojik kanserler ve genetik hastalıklarda kullanılır. Kateter ve aferez gerektirmemesi avantajken, anestezi, hastanede yatış ve işlem sonrası ağrı dezavantaj oluşturur.
-
Göbek Kordonu: Genellikle tam uyumlu donör bulunamayan çocuk hastalarda ve yetişkinlerde tercih edilir. Bağışıklık sisteminin geç toparlanması ve nüks riskinin yüksekliği dezavantajları arasında yer alır.
Bağış Sonrası Donör Takibi ve Güvenlik G-CSF uygulanan donörler 10 yıl, bu uygulamanın yapılmadığı donörler ise 12 ay boyunca takip altında tutuluyor. Oluşabilecek komplikasyonların büyük kısmının erken dönemde meydana geldiği ifade ediliyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, G-CSF kullanımının uzun dönemde pıhtılaşma bozuklukları, kalp damar hastalıkları veya lösemi riskini artırmadığını gösteriyor. Sürecin her aşamasında donörün bilgilendirilmesi ve takibi büyük önem taşıyor.




