Muhalif olmak başka bir şeydir, hadsizliğe sessiz kalmak başka. Son günlerde Yunanlı bir siyasetçinin sosyal medyada yaptığı o paylaşımla tam olarak bunu gördük. Yapay zekâ marifetiyle hazırlanmış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan o çirkin görsel, aslında kime ne kadar mesafede durmamız gerektiğini bir kez daha gösterdi.

Şunu baştan net söyleyelim: Bu ülkede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren milyonlar var. Sert eleştiriler yapan, sandıkta oy vermeyen, politikalarını yerden yere vuran insanlar da var. Bu, demokrasinin doğası. Kimse bundan rahatsız değil. Ama konu Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olduğunda, hele ki iş dışardan yapılan bir hadsizliğe vardığında, tablo bir anda değişir.

İşte bu yüzden yaşananlar çok kıymetliydi.

Sosyal medyada en sert muhalefeti yapan isimlerin dahi aynı noktada buluştuğunu gördük. “Ben sevmem ama…” diye başlayan cümleler, aslında millet olmanın en sade ama en güçlü tarifiydi. Çünkü mesele Erdoğan meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan Türkiye meselesi hâline gelmişti.

Gazeteci Yazar Uğur Dündar’ın paylaşımı bu duruşun en net ifadesiydi. Açık açık “oy vermedim, eleştiriyorum” dedi ama devamını da getirdi: “Kendisi Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün makamında halkın oylarıyla oturmakta ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatını taşımaktadır. Sınırları zorlamayı deneyen hadsizler şunu iyi bilmelidir: Sonunuz yine denize dökülmek olur. Sizin gibi tarih okumamış cahiller için çok büyük sözler bunlar… Pişman ederiz…'” Cumhurbaşkanı’na yapılan bu saygısızlığın cevabı da yine milletin ortak refleksiyle verildi.

Atilla Taş’ın sözleri de aynı damardan geldi. “Aramızda kavga eder ama dışardan gelene adam satmayız” cümlesi, belki de günlerdir söylenen en doğru cümleydi. Çünkü biz içeride kavga ederiz, tartışırız, eleştiririz. Ama sınırlarımızın dışından uzanan dile, tehditkâr bakışa, küçümseyen tavra asla eyvallah etmeyiz.

Bu refleks, bu sahiplenme, bu dik duruş son derece önemliydi. Sosyal medya üzerinden yapılan bir görselle, bir algı operasyonuyla bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nı hedef alabileceklerini sanıyorlar. Oysa unuttukları bir şey var: Bu millet söz konusu egemenliği olduğunda, liderine sahip çıkmasını çok iyi bilir.

Burada altını çizmemiz gereken bir başka nokta daha var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu şekilde savunulması, kişisel bir bağlılıktan değil; makama, iradeye ve devlete duyulan saygıdan kaynaklanıyor. Bu çok kıymetli bir ayrım. Bugün Erdoğan’a yapılan bu hadsizliğe karşı çıkmak, yarın başka bir Cumhurbaşkanı için de aynı refleksi gösterebilmektir. Mesele isimler değil, meselemiz devlet geleneğidir.

Kısacası; o paylaşım bir kez daha gösterdi ki sosyal medyada bağırıp çağırmak kolay, ama millet olabilmek zor bir iştir. Türk milleti ise o zor işi yine başardı. En muhalifiyle, en destekçisiyle aynı noktada durdu, aynı cümleyi kurdu: “Haddinizi bilin.”

Ve inanın, hadsizlere verilebilecek en net cevap da tam olarak buydu.