Nesine 3. Lig 4. Grup’ta sezon sona erdi. Uzun ve yoğun bir maratonun ardından şimdi tüm gözler play-off sürecine çevrilmiş durumda. Ancak tabloya Eskişehirspor özelinde baktığımızda, bu sezonun yalnızca bir sıralama hikâyesi değil, aynı zamanda ciddi dersler barındıran bir süreç olduğunu söylemek gerekiyor. Sezonun kırılma noktası aslında herkesin bildiği gibi ilk 6 haftalık periyot oldu. Serdar Göçer döneminde yakalanan düşük puan ortalaması, Eskişehirspor’un ligi ikinci sırada tamamlamasının en temel sebebi olarak öne çıktı. Ardından göreve gelen Hakan Şapçı ile birlikte takım adeta kimlik değiştirdi. 24 maçta 19 galibiyetlik performans ve 2.54 puan ortalaması, bu ligin çok üzerinde bir tabloyu işaret ediyor. Bu veri tek başına bile Eskişehirspor’un aslında neyi kaçırdığını net şekilde anlatıyor. Ancak futbol sadece istatistikten ibaret değil. Özellikle son haftalarda görülen “rehavet” sinyalleri, play-off öncesi en büyük soru işareti olarak karşımızda duruyor. Balıkesirspor deplasmanında yaşananlar bunun en net örneğiydi. Skoru koruma refleksi değil, aksine hücumdayken kaybedilen toplar ve ikinci toplardaki yetersizlik, takımın kırılgan yönünü ortaya çıkardı. Hakan Şapçı’nın devre arası uyarıları da aslında problemin özünü tarif ediyordu: mücadele eksikliği. Bugün gelinen noktada Eskişehirspor’un en büyük ihtiyacı taktikten ya da kadro kalitesinden önce ciddiyet. Başkan Ulaş Entok’un altını çizdiği bu kavram, play-off gibi kısa ve hataya kapalı bir süreçte belirleyici olacak. Çünkü bu maçlar lig maçlarına benzemez. Bir anlık konsantrasyon kaybı, bir sezonun emeğini çöpe atabilir. Kadrosal anlamda ise dikkat çeken birkaç başlık var. Akın Akman, kariyer sezonunu yaşıyor ve bu takımın hücum aklını temsil ediyor. Ancak onun saha dışı polemiklerden uzak kalması gerekiyor. Aynı şekilde Yakup Aydemir gibi kritik isimlerin form grafiği doğrudan sonucu etkileyecek seviyede. Tayfun’un yokluğunda yaşanan üretkenlik sorunu ise takımın alternatif üretme konusunda hâlâ eksikleri olduğunu gösterdi. Bir diğer tartışmalı konu ise rotasyon tercihleri. Sezon boyunca sınırlı süre alan oyuncuların, ligin en kritik virajında sahaya sürülmesi ve ardından hızlıca kenara alınması, özellikle genç oyuncular üzerinde olumsuz etki yaratabiliyor. Mert Başar örneği bu anlamda dikkat çekici. Bu tür hamlelerin, kazanımdan çok kayıp getirdiği açık. Play-off eşleşmesine bakıldığında Eskişehirspor’un Balıkesirspor karşısında kağıt üzerinde favori olduğu net. Ancak bu eşleşmenin kilidi futbol kalitesinden çok fiziksel mücadelede yatıyor. Balıkesirspor’un oyun karakteri belli: sertlik, fizik gücü ve ikinci toplar. Eskişehirspor bu mücadeleye aynı sertlikte karşılık vermezse, sezon içinde kurduğu üstünlüğün hiçbir anlamı kalmayabilir. Öte yandan genel tabloya baktığımızda 3. Lig 4. Grup’un bu sezon ortaya koyduğu performans dikkat çekici. Puan ortalamaları, yenilen gol sayıları ve rekabet seviyesi göz önüne alındığında, bu gruptan çıkan bir takımın üst lige yükselmesi “daha adil” bir senaryo gibi duruyor. Ancak futbolun doğasında adalet yoktur; sahada ne yaparsanız onun karşılığını alırsınız.Sonuç olarak Eskişehirspor için artık geçmişin muhasebesi değil, geleceğin sınavı başlıyor. Bu takım kalite olarak, form olarak ve potansiyel olarak bu play-off’un en güçlü adaylarından biri. Ancak bu gücü sahaya yansıtacak olan şey; disiplin, mücadele ve en önemlisi ciddiyet olacak.

Şimdi herkesin sorması gereken tek soru şu:
Eskişehirspor, bu sezon çıkardığı dersleri sahaya yansıtabilecek mi?