Geçtiğimiz günlerde Eskişehir Büyükşehir Belediyesinin gençlere yönelik düzenlediği bir etkinlik dikkatimi çekti. “Rota Gastro Eskişehir Turu – Yeni Evine Hoş Geldin” adıyla gerçekleştirilen etkinlikte, özellikle Eskişehir’e yeni gelen gençler şehrin tarihî sokaklarını, çarşılarını ve yöresel lezzetlerini keşfetme fırsatı bulmuş. İlk bakışta sıradan bir gezi gibi görünebilir ama bence meselenin çok daha önemli bir tarafı var.
Çünkü bir şehre gelmekle o şehri tanımak aynı şey değil. Hele ki üniversite eğitimi için ailesinden, arkadaşlarından ve alıştığı yaşamdan uzaklaşan gençler için yeni bir şehirde kendine yer edinmek zaman alabiliyor. Dersler, sınavlar, ev ya da yurt hayatı derken gençler bazen yaşadıkları şehrin güzelliklerini keşfetmeye fırsat bile bulamıyor. Oysa bir şehre alışmanın yolu biraz da onun sokaklarında kaybolmaktan, tarihini öğrenmekten, insanlarını tanımaktan ve elbette lezzetlerini tatmaktan geçiyor.
Eskişehir bu açıdan oldukça şanslı bir şehir. Bir tarafta Porsuk Çayı ve çevresinde şekillenen kent yaşamı, diğer tarafta tarihî çarşılar, Hamamyolu, Taşbaşı ve yıllardır bu şehrin hafızasını taşıyan sokaklar… Bir de çiböreği, Balaban kebabı, met helvası gibi Eskişehir denildiğinde akla gelen lezzetlerimiz var. Her birinin arkasında ayrı bir hikâye, ayrı bir kültür bulunuyor. Şehri gerçekten tanımak isteyenler için bunların her biri başlı başına bir keşif fırsatı.
Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı Rota Gastro Eskişehir etkinliğini de bu nedenle önemsiyorum. Gençler, İsmet İnönü Caddesi'nden başlayıp Haller Gençlik Merkezi, İstasyon Caddesi, Köprübaşı, Taşbaşı ve Hamamyolu güzergâhında ilerlerken yalnızca bir yerden başka bir yere gitmediler. Belki daha önce defalarca önünden geçtikleri bir binanın hikâyesini öğrendiler, belki hiç tatmadıkları bir yöresel lezzetle tanıştılar. Belki de bundan sonra Eskişehir sokaklarında yürürken kendilerini daha fazla bu şehre ait hissedecekler.
Bana kalırsa etkinliğin en kıymetli tarafı da bu. Çünkü gençlere bir şehri sevdirmek, yalnızca sosyal etkinlikler düzenlemekle sınırlı değil. Onlara yaşadıkları kentin kültürünü, tarihini ve değerlerini anlatmak, o kentle aralarında bir bağ kurulmasını sağlamak gerekiyor.
Üniversite öğrencileri Eskişehir'in en önemli zenginliklerinden biri. Şehrimize farklı kentlerden gelen binlerce genç, burada geçirdikleri yıllar boyunca yalnızca eğitim almıyor; aynı zamanda Eskişehir'i tanıyor, arkadaşlıklar kuruyor ve hayatlarının önemli anılarını biriktiriyor. Eğitimlerini tamamlayıp başka şehirlere gitseler bile Eskişehir'de yaşadıkları güzel anılar onları bu kentle bağ kurmaya devam ettiriyor. Hatta kimi zaman bir Eskişehirlinin bile farkında olmadığı güzellikleri başka insanlara anlatıyorlar.
Bu nedenle gençlerin şehirle bütünleşmesini sağlayan çalışmaların artması gerektiğini düşünüyorum. Üstelik bunun için her zaman büyük bütçeli organizasyonlara da ihtiyaç yok. Tarihî bir sokakta yapılacak yürüyüş, kentin geçmişini anlatan bir buluşma, yöresel lezzetleri tanıtan küçük bir etkinlik bile gençlerin yaşadıkları şehre bakışını değiştirebilir.
Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce'ye ve etkinliğin hazırlanmasında emeği geçenlere bu açıdan teşekkür etmek gerekiyor. Gençlerin yalnızca ihtiyaçlarına değil, yaşadıkları şehirle kuracakları ilişkiye de odaklanmak önemli. Elbette bu tür etkinliklerin devamlılığı ve daha fazla gence ulaşması da bir o kadar değerli.
Sonuçta bir şehri güzel yapan yalnızca caddeleri, parkları ya da binaları değil. O şehrin insanlara hissettirdikleri, hafızalarında bıraktıkları ve kendilerini oraya ne kadar ait hissettikleri de önemli. Eskişehir'in gençlere sunabileceği çok şey var. Yeter ki bu güzellikleri keşfetmeleri için onlara fırsat verelim.
Belki de Eskişehir'i gerçekten sevmek, önce onun sokaklarını tanımakla başlıyor. Bir tabak çibörek, tarihî bir çarşının hikâyesi ya da Porsuk kenarında yapılan kısa bir yürüyüş… Bazen bir şehre ait hissetmek için bunlardan fazlasına ihtiyaç duymuyor insan.