517 milyon… Rakam olarak söylendiğinde kulağa büyük geliyor ama durup düşündüğümüzde aslında 517 milyon umut demek. 517 milyon nefes, 517 milyon gölge, 517 milyon yarın demek. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de 517 milyon fidan ve tohum toprağa kavuştu. Sadece bir istatistik değil bu. İklim krizinin kapımızı çaldığı, hatta içeri girdiği bir dönemde, geleceğe bırakılan sessiz ama güçlü bir mesaj.
Yaz aylarını hatırlayalım. Ekranlara düşen alev görüntülerini, ciğerlerimizi yakan dumanı, “Yine mi?” dedirten orman yangınlarını… Özellikle Seyitgazi’de yaşanan yangın, hepimizin hafızasına kazındı. Alevlerle mücadele ederken 5’i orman işçisi, 5’i AKUT gönüllüsü olmak üzere 10 kahramanımızı kaybettik. Onlar sadece yangınla değil, ihmalin, dikkatsizliğin, küresel iklim krizinin büyüttüğü felaketlerle mücadele ederken şehit düştüler.
İşte tam da bu yüzden, 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü’nün anlamı her geçen yıl daha da büyüyor. Bu yıl o gün sadece fidan dikilmedi. Seyitgazi’de şehit düşen kahramanlarımızın isimlerinin verildiği hatıra ormanları oluşturuldu. Bir anlamda, toprağa sadece fidan değil, vefa da dikildi. Çünkü bu topraklarda yeşeren her ağaç, biraz da onların emaneti artık.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın açıkladığı rakamlar, Türkiye’nin bu konuda küçümsenecek bir yerde olmadığını gösteriyor. Bugün 23,4 milyon hektar orman varlığına sahibiz. Ülke yüz ölçümümüzün yaklaşık yüzde 30’u ormanlarla kaplı. Ağaçlandırma ve erozyonla mücadelede dünyada ilk üç ülke arasında yer alıyoruz. Bunlar önemli veriler. Ancak yetiyor mu? Elbette hayır.
Çünkü iklim krizi, rakamlarla ikna olan bir sorun değil. Her geçen yıl daha sıcak yazlar, daha kurak mevsimler, daha kontrolsüz yangınlar yaşıyoruz. Küresel ölçekte orman yangınları artarken Türkiye de bundan payını alıyor. “Yeşil vatan” kavramı artık bir slogan değil, bir zorunluluk. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef koyduğu 600 milyon fidan ve tohum sayısına emin adımlarla ilerlenmesi sevindirici. Üstelik 11 Kasım 2025’te başlayan ağaçlandırma seferberliğinin Kasım 2026’ya kadar sürecek olması da bu işin ciddiyetini gösteriyor.
Bir de şu tartışmalar var… Yangın sonrası “imar” söylentileri, dezenformasyonlar… Oysa Anayasa’nın 169. maddesi çok açık: Yanan orman alanları yeniden ağaçlandırılır. Nokta. Bu alanlar başka bir amaçla kullanılamaz. Nitekim uygulamada da yanan alanların bir sonraki yıl yeniden ağaçlandırıldığını görüyoruz. Orman sadece ağaç değildir çünkü. Orman; suyu, toprağı, havayı, yaşamı korur. Kısacası vatanın ayrılmaz bir parçasıdır.
Ama burada topu sadece devlete atıp kenara çekilmek de büyük bir haksızlık olur. Ağaçlandırma çalışmaları ne kadar önemliyse, mevcut ormanları korumak da o kadar hayati. Piknikte bırakılan bir cam şişe, söndürülmeyen bir mangal, yol kenarına atılan bir izmarit… Bir anlık sorumsuzluk, binlerce hektarı yok edebiliyor. Sonra da “Niye yanıyor bu ormanlar?” diye soruyoruz.
İklim krizinin yaşandığı şu günlerde yeşile her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Sadece yılda bir gün fidan dikerek değil; suyu tasarruflu kullanarak, doğaya saygılı yaşayarak, çocuklarımıza çevre bilinci aşılayarak bu mücadeleyi büyütmek zorundayız. Çünkü mesele sadece bugünü kurtarmak değil, yarını inşa etmek.
517 milyon fidan dikildi diye rahatlayamayız. O fidanların büyümesi, ormana dönüşmesi, yangınlardan korunması için yıllara yayılan bir emek gerekiyor. Ve o emeğin bir parçası da biziz. Belki bir fidanla, belki bir uyarıyla, belki de sadece daha dikkatli olarak…
Unutmayalım; bir ağaç dikmek, geleceğe atılan en sessiz ama en güçlü imzadır. Ve bu toprakların yeşile, nefese, umuda ihtiyacı var. Hem de her zamankinden fazla.
