Son günlerde adliye koridorlarında, karakol önlerinde, savcılık kalemlerinde aynı cümleyi daha sık duymaya başladık: “Ben sadece IBAN’ımı vermiştim.”

Sadece… O “sadece” kelimesi, nice gencin hayatında koca bir dosyaya, sabıka kaydına, yurt dışı hayallerinin rafa kalkmasına, memuriyet kapılarının kapanmasına dönüşüyor.

IBAN dolandırıcılığı artık klasik bir suç başlığı değil. Özellikle üniversite öğrencilerini hedef alan organize bir tuzak haline geldi. “Hesabını kullanacağız”, “Kısa süreliğine para geçecek”, “Sana da komisyon vereceğiz”, “Hiçbir sorumluluğun yok” gibi cümlelerle gençler kandırılıyor. Kolay para vaadiyle başlayan süreç, ağır bir ceza dosyasıyla sonuçlanabiliyor.

Dün Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Üzeyir Karakülah, Eskişehir Teknik Üniversitesi’nde düzenlenen etkinlikte gençlere çok net uyarılarda bulundu. Konuşmasının her satırı aslında bir tecrübenin, sahada görülmüş yüzlerce dosyanın özeti gibiydi.

“Banka hesapları kişiye özeldir ve hukuken sorumluluğu tamamen hesap sahibine aittir.” dedi. Altını kalın kalın çizelim.

Hesap sizin adınıza açıldıysa, o hesaptan geçen her kuruşun hukuki sorumluluğu da sizin üzerinizdedir. “Ben parayı çekmedim.” demek yetmiyor. “Ben dolandırmadım.” demek dosyayı kapatmıyor. Çünkü hukuk sadece parayı kimin çektiğine değil, suçun işlenmesine kimin aracılık ettiğine de bakıyor.

Başsavcı Karakülah’ın özellikle vurguladığı nokta şu: Hesabını kullandıran kişi dolandırıcılığın doğrudan faili olmasa bile suça iştirak eden ya da suç gelirinin aklanmasına aracılık eden kişi olarak yargılanabiliyor.

Bu ne demek biliyor musunuz? Bir sabah kapınız çalabilir. İfadeniz alınabilir. Telefonunuza el konulabilir. Banka hesaplarınız incelenebilir. Hakkınızda dava açılabilir. Belki de yıllarca peşinizi bırakmayacak bir sicil kaydı oluşabilir.

Ve bütün bunlar birkaç bin lira “kolay para” için…

Genç arkadaşlar, şunu açık söyleyeyim: Hiçbir maddi kazanç vaadi geleceğinize değmez. Bugün alacağınız üç beş kuruş, yarın kaybedeceğiniz meslek hayatınız olabilir. Özellikle kamu görevini hedefleyenler, güvenlik soruşturmasından geçmek zorunda olanlar, yurt dışı planı yapanlar için bu tür dosyalar ciddi sonuçlar doğurur.

Unutmayın, organize suç yapıları en zayıf halkayı arar. Maddi sıkıntı yaşayanı, harçlık derdinde olanı, “Bir kereden bir şey olmaz.” diyenleri…

Ama oluyor. Hem de fazlasıyla oluyor. Başsavcının konuşmasında dikkatimi çeken bir başka nokta da “önleyici hukuk” vurgusuydu. Yargının sadece cezalandıran değil, aynı zamanda koruyan bir mekanizma olması gerektiğini söyledi. Ama burada asıl sorumluluk biraz da sizde. Bilinçli olmazsanız kimse sizi kurtaramaz.

IBAN’ınızı kimseyle paylaşmayın. Banka kartınızı başkasına vermeyin. “Senin adına hesap açalım.” diyenlerden uzak durun. “Kripto işimiz var, para senin hesaba gelecek.” diyenlere asla inanmayın. Ve en önemlisi, “Hiçbir sorumluluğun yok.” cümlesini duyduğunuz anda oradan uzaklaşın. Çünkü hayatta en büyük sorumluluk, adınıza açılmış bir banka hesabıdır.

Bu mesele sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir mesele. Başkasının mağdur edilmesine aracı olmak, “Ben dolandırmadım.” diyerek hafifletilecek bir durum değil. Bir emeklinin birikimi, bir esnafın sermayesi, bir ailenin düğün parası o hesaplardan geçiyor olabilir.

Teknoloji gelişiyor. Suç yöntemleri değişiyor. Ama temel gerçek değişmiyor: İmzanızın, kimliğinizin, hesabınızın sorumluluğu size ait.

Başsavcı Karakülah’ın gençlere söylediği gibi, hukuk sadece yaptırım değildir; aynı zamanda bir bilinç meselesidir. Bilinçli bireyler çoğaldıkça bu suçlar azalır. Ama “Bana bir şey olmaz.” diyenler arttıkça dosyalar da artar.

Eskişehir bir üniversite kenti. Binlerce genç burada hayal kuruyor. Kimisi mühendis olacak, kimisi hukukçu, kimisi akademisyen. O hayalleri birkaç mesaj, birkaç IBAN transferi yüzünden karartmaya kimsenin hakkı yok. Kolay para yoktur. Kolay gelen paranın bedeli çoğu zaman çok ağırdır. Ve bazen o bedel, bir ömürdür.