Şubat ayı dış ticaret verileri, ekonomideki kırılgan dengeleri bir kez daha gözler önüne serdi. İhracatta sınırlı artışa rağmen ithalattaki daha güçlü yükseliş, dış ticaret açığını büyüttü; ihracatın ithalatı karşılama oranı ise geriledi.
Ekonomide rakamlar bazen kelimelerden daha çok şey anlatır. T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan Şubat 2026 Dış Ticaret Veri Bülteni’ne baktığımızda, karşımızda tam da böyle bir tablo var. İhracat artıyor ama yetmiyor; ithalat artıyor ve aradaki makas açılıyor.
Şubat 2026’da ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,6 artarak 21 milyar 65 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde ithalat yüzde 6,1 artışla 30 milyar 271 milyon dolar oldu. Dış ticaret hacmi büyüyor; ancak dış ticaret dengesi daha da bozuluyor. Şubat ayında açık 9,2 milyar dolara yaklaştı.
Asıl dikkat çekici nokta ise yılın ilk iki ayındaki tablo. Ocak-Şubat döneminde ihracat yüzde 1,2 azalarak 41 milyar 380 milyon dolara gerilerken, ithalat yüzde 3,1 artışla 58 milyar 966 milyon dolara yükseldi. Yani yılın daha başında dış ticaret açığı 17,5 milyar dolar seviyesine dayandı. Bu tablo bize şunu söylüyor: Üretim ve ihracat kapasitesindeki artış, ithalat bağımlılığını dengelemeye henüz yetmiyor.
İhracatın ithalatı karşılama oranı da alarm veriyor. Geçen yıl Şubat ayında yüzde 72,7 olan oran, bu yıl yüzde 69,6’ya geriledi. Enerji ve altın hariç tutulduğunda oran daha yüksek görünse de eğilim aşağı yönlü. Bu düşüş, yapısal bir sorunu işaret ediyor: Ara malı ve enerji ithalatına olan yüksek bağımlılık.
Nitekim BEC sınıflamasına göre hem ihracatta hem ithalatta en büyük kalem “hammadde (ara malları)” grubu. Şubat ayında 21,9 milyar dolarlık ara malı ithalatı yapıldı. Bu şu anlama geliyor: Üretiyoruz ama üretirken de ciddi ölçüde dışarıya bağımlıyız. Katma değeri yüksek, teknoloji yoğun ve yerli girdi oranı yüksek bir üretim modeline geçiş sağlanmadıkça bu döngü kolay kırılmayacak.
Sektörel dağılıma baktığımızda ihracatın yüzde 93,8’inin imalat sanayinden geldiğini görüyoruz. Bu olumlu bir veri. Ancak ithalatta da imalat sanayinin payı yüzde 80’in üzerinde. Yani sanayimiz üretirken de ithal girdiye dayanıyor. Madencilik ve enerji kalemlerindeki ithalat payı ise cari denge üzerindeki baskının süreceğine işaret ediyor.
Ülke bazlı veriler de önemli mesajlar içeriyor. En fazla ihracat yapılan ülkeler Almanya, ABD ve İngiltere olurken; ithalatta Çin ilk sırada yer alıyor. Avrupa Birliği hâlâ en büyük ticaret ortağımız konumunda. Bu tablo, pazar çeşitliliği kadar tedarik zinciri stratejisinin de ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.
Son 12 aylık yıllıklandırılmış verilere baktığımızda ise ihracat 272,8 milyar dolar, ithalat 367,2 milyar dolar seviyesinde. Aradaki fark 94 milyar doları aştı. Bu fark, sadece bir dış ticaret açığı değil; aynı zamanda finansman ihtiyacı, döviz talebi ve makroekonomik kırılganlık anlamına geliyor.
Özetle; Şubat verileri bize şunu söylüyor: Türkiye üretmeye devam ediyor, ihracat yapıyor, pazarlarını koruyor. Ancak ithalat bağımlılığı, özellikle ara malı ve enerji kalemlerinde, ekonominin en zayıf halkası olmaya devam ediyor. Kalıcı çözüm; yüksek katma değerli üretim, yerli ara malı sanayinin güçlendirilmesi ve enerji bağımlılığının azaltılmasından geçiyor.
Rakamlar ortada. Fotoğraf net. Bundan sonrası, bu fotoğrafı değiştirecek yapısal adımları atabilmekte.